Bursa Hakimiyet

Yürüyen bir köşk ve yeni Yeşil Yıldırım

Mutlu pazarlar sevgili okurlarım.. Atalarımızın ağaca verdikleri önemin somut örnekleri vardır. 
Fatih Sultan Mehmet’in “Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim” sözü unutulmaz.
Büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’ün de ağaca verdiği değer unutulmaz. Atatürk Yalova’da kaldığı köşkün bahçesindeki bir ağacın dalları çatıyı tahrip edince ‘ağacı keselim paşam’ diyenlere ‘hayır ağaç kesilmeyecek, köşk başka yere taşınacak’ diye kesin emrini vermiş. Köşk, raylar üzerinde kaydırılmış ağaç da yerinde kalmıştı. Köşk şimdilerde ‘Yürüyen Köşk’ diye biliniyor.


O güzelim ağaç da hala dimdik ayakta..
Dünya Ormancılık Günü ve Orman Haftası nedeniyle bir etkinlik de geçenlerde Yıldırım ilçemizde gerçekleştirildi. 
Yıldırım’ı daha yeşil ve çevreye daha duyarlı bölge haline getirmek için çalıştıklarını söyleyen Yıldırım Bld. Bşk. İsmail Hakkı Edebali düzenlenen mini törende; “Sağlıklı çevre, yarınlara sağlıkla ilerlememizi sağlar” dedi.
Edebali daha sonra “Ormanlar bir şehre sağlıklı bir çevrenin yanında ekonomik ve sosyal olarak da önemli katkı koyar. Bizlere de bu serveti korumak ve gelecek nesle ormanları koruma bilincini yerleştirmek düşüyor” diye konuştu.. 
‘Yeşil Yıldırım hedefimize yaklaşıldı’ diyen Başkan Edebali, “Temiz ve daha yeşil bir Yıldırım için çocuklarımıza eğitici tiyatro oyunları da düzenliyoruz. Vatandaşlarımızca bu etkinliklerimize gösterilen büyük ilgi de sevindirici’ diye ekledi.
Tebrikler Sn.Bşk. Edebali. Yeşiliniz bol olsun..

İbtihal Hanım yaramızı deşti

“28 Mart 2015 tarihli gazetenizdeki köşenizde İbtihal Odman imzasıyla yayınlanan ‘Çay, Simit ve Zeytin’ başlıklı yazı bir okurunuz olarak inanın yaramı deşti.
Internetten köşenize taşıdığınız Sayın Odman hanımefendinin yazısını okuyanların hüzünlenmemesi mümkün değil.
Biz orta yaş üzeri Bursalı kuşaklar artık maalesef şehir merkezinde, çarşılarda, pazarda gönül rahatlığı içinde gezemez olduk. 
Toplu taşıma araçlarına binmek adeta bir işkence oldu. Sinirlerimiz yıpranıyor, tahammül gücümüz tükeniyor.
Sayın Odman Ailesi gibi tanıdık ve saygı duyulacak güzel insanlardan pek azına rastlıyoruz artık.
Her geçen gün biraz daha azalan, eskiden tanıdığımız saygı ve güven duyduğumuz zarif Bursalı simalarla ne acıdır ki artık eczanelerde karşılaştığımızda hem hüzünleniyor ve hem de birbirimizle buluşmanın mutluluğunu bir arada yaşıyoruz.
Aklımızda hep o eski sımsıcak Bursa ve birbirine saygılı, kibar, haddini bilen, gösterişten uzak, kanaatkâr ve çoğunu yitirdiğimiz dostlar var. 
Onları saygıyla anıyor ve özlüyoruz.
Şimdi eleştirdiğimiz davranışları ve konuşmalarını benimsemediğimiz gençlerimize de kızamıyorum. 
Demek ki onlara örnek olması gereken biz büyükler yeterli değiliz, eksiklik bizlerde. 
Ben 16 yaşıma kadar babamdan fiske bile yememiştim.. Bakışı yeterdi. 16 yaşımda bir kez bir tokat attı. Nedeni de; annemle konuşurken ona farkında olmadan ‘yahu’ diye hitap etmişim. 
‘Sen annenle nasıl böyle konuşabilirsin? Yahu kelimesi karı koca arasında kullanılabilir. Veya iki samimi dost nadir de olsa birbirlerine böyle hitap eder’ diye uyarmıştı. 
Rahmetli babacım ilkokul mezunu ve sıradan bir vatandaştı. 
O güzel yılları, yaşadığımız bu günlerle kıyaslayınca nerelere geldiğimizi üzülerek görüyoruz maalesef...”
(Teşekkürler Münir AYDINGÜN)   

Güzel sözler

*- “Bir insanı yürekten ve gerçekten sevdiğiniz zaman aşk o kadar büyüktür ki, bir bütün olarak içimize sığdığımızda bu sevdiğimiz insana doğru da yayılır..”
*- “Hayatta en zor olan şey, kesinlikle gerçek aşkı bulmak değildir. Daha da önemlisi onu her zorluğa karşı sürdürebilmektir..”
*- “Aşk, yaralıyken bulamayacağınız garip bir kan grubudur..”
*- “Peşinden koşan çok diye sakın sevinme. İktisat der ki; fiyat azalınca, talep artarmış!”
*- “Kimseye güvenme ve onları tanıman için de sınamaktan korkma; çünkü kaybedilmesi gerekeni, zarar vermeden kaybetmelisin!.”
*- “Ülkemi ailemden daha çok severim. Ama, insanlığı da, ülkeme değişmem!..”
(Teşekkürler İrem KILIÇ)

Pazar neşesi

“Temel denizciliğe merak sarmış ve bir gemide çımacılığa başlamış.. 
Aradan bir süre geçince ilk kez yurtdışına gitmiş. 
Gemi Liverpool Limanı’na yanaşırken, Temel iskeledeki İngiliz’e: 
‘Tut şu halatı!’ diye bağırmış.. İngiliz hiçbir şey anlamamış.. 
Temel bu defa sinirlenmiş ve yine bağırmış: 
‘Tutsana şu halatın ucunu!.’ 
İngiliz’de gene hareket yok.. 
Temel ortaokulda çat-pat öğrenebildiği İngilizcesi ile bağırmayı denemiş: 
“Do you speak English?..” 
‘Yes.. Yes..’ demiş İngiliz. 
Temel bu sefer iskeleden kendisine şaşkın şaşkın bakan İngilize bir daha bağırmış. Ama yine Türkçe: 
‘O zaman tutsana şu halatın ucunu be aslanım!..’
(Teşekkürler 
Tekin KANMAZ)