Bursa Hakimiyet

Avrupa’nın kalbi paramparça

Cuma akşamı sadece bir başkenti değil, bir kıtayı ve hatta kıtalararası platformu sarsan saldırılar düzenlendi. Fransa’nın başkenti Paris’i vuran terör saldırıları, Arap Baharı’nın yanlış yönlendirmeler sonucu en ağır faturalar ödettirdiği Suriye’deki iç savaşın son kanlı görüntülerine yol açtı.
Kültürün, sanatın, turizmin ve diplomasinin kalbi olarak nitelendirilebilecek Paris’teki saldırı ABD’yi sarsan 11 Eylül saldırılarının yeni versiyonu olarak nitelendirilebilir. Üst düzey bir futbol milli maçının oynandığı stadyum, yüzlerce kişinin olduğu bir konser salonu ve kafe-restoranların hedef alındığı saldırılar adeta Fransız yaşam kültürünün can damarlarına darbeler indirdi. Parislilerin karşı karşıya kaldığı manzaralar, Charlié Hebdo saldırısının sebep olduğu yaraları da yeniden sızlattı. Suriye’deki terörle mücadelenin ABD’yle birlikte en fazla öne çıkan ülkelerinden biri olan Fransa’ya saldırılarla verilen mesajlar ortada.
Fransız yaşam stilinin nefes aldığı kritik noktalara düzenlenen saldırılarla, Paris yönetiminin IŞİD, DAEŞ ya da DAİŞ adı ne olursa olsun bu örgütle mücadelesinde ağır bedeller ödeyebileceği tehdidi savrulmuş oldu. Paris’ten bir gün önce Lübnan’ın başkenti Beyrut’u vuran ve 40’tan fazla kişinin hayatını kaybettiği saldırılar da nedenleri ve sonuçları açısından daha önemli hale geldi.

DAHA FAZLA DİPLOMASİ…

Ankara ile Washington arasında Suriye’deki kaosa yönelik bir ‘kara harekâtı’ konusunun en yoğunlaştığı bir dönemde Paris’te düzenlenen saldırıların Antalya’daki G20 Zirvesi gibi dev bir platformun başlamasına saatler kala olması da dikkati çekti. Tam da Suriye ve çevresindeki istikrarsızlık çemberi masaya yatırılacakken Paris’te patlayan bombalar ve ateşlenen silahlar, liderlerin de gündemini altüst etti.
Böylesine kritik bir süreçte Türkiye’nin G20 Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor olması çok önemli bir husus. Türkiye’nin tek başına yüklenmek zorunda kaldığı Suriyeli mülteciler meselesi, daha da çetrefilli hale geldi.
Paris’teki saldırıların Fransa’nın Suriye politikasında çok radikal değişikliklere yol açacağı öngörülebilir. Ancak Fransa ve Almanya başta olmak üzere Avrupa’daki Müslüman göçmenlere yönelik sürekli pohpohlanan ırkçı rüzgârın daha da şiddetlenmesi trajik olayları beraberinde getirebilir. Öyle ki Paris saldırıları sıcaklığını korurken Polonya, mültecileri kabul etmekten vazgeçtiğini duyurdu. İçeride ırkçılık tehdidiyle göçmenler, sınır kapılarında ve kamplarda kaçış için ölümü göze alan mültecilerin varlığı, Antalya’daki zirvenin ciddi bir fırsata dönüşebileceğini de gösteriyor. Umalım ki Paris’teki kara tablo peşi sıra başka trajedilere yol açmaz ve Antalya’da Suriye ve çevresi için çözüme dair çok önemli kararlara imza atılır.
İyi pazarlar…