Bursa Hakimiyet

Günahıyla sevabıyla Castro

Zengin bir çiftçinin gayrimeşru çocuğu olarak 1926’da  dünyaya gelen Fidel Castro, sadece Küba tarihine değil insanlık tarihine de geçen bir isim oldu. 90 yaşında hayatını kaybeden Fidel Castro, sadece emperyalizme meydan okumakla kalmadı tarihin seyrini de değiştirdi.
Devrimci hareketinin komünizm olarak nitelendirilmesine her fırsatta karşı çıkan ve sosyalist bir yönetim modelini öngören politikasıyla hareket eden Castro, yarım asırlık yönetimi boyunca ülkesini dış etkenlerden mümkün mertebe uzak tutmak istedi.
Yüzlerce suikast girişimi ve ABD kaynaklı devirme çabalarına rağmen ayakta durmayı başaran Castro, bunun bedelini yaşamıyla ödemese de hep kaygan bir zeminde düşmeme çabası içerisindeydi.
Küba’yı özellikle ABD topraklarından esen değişim rüzgarlarından korumak için yoğun gayret gösteren Castro, doğal olarak dışarıda da içeride de pek çok düşman kazandı. Ancak uluslararası arenada dostu olanlar gibi düşmanı çok olan bir ülke olmak da ayrı bir özellik.
Devrim hareketini Haitili şeker kamışı işçilerinin mücadelesine dayanarak başlatan Castro, ürünleri Sovyetler Birliği’ne satmaya başlayınca ABD’nin hışmını çekmişti. Millileştirdiği petrol rafinerileri ve tarım arazilerinden ABD’yi kovunca zaten ortalık karışmıştı.
Esasında ticaret endeksli başlayan Küba-ABD savaşını ideolojik temellerini de çarpıcı gelişmelerle kuran Castro, küresel ticaret tarihinin akışını altüst etmiş bir isimdi. Zaten ABD’nin ambargo ile Küba’nın yaşam damarlarını tıkama çabası da bunun kanıtıydı.
Küba’ya Sovyetlerin füzelerini yerleştirmesine karşılık ABD’nin de Türkiye’ye silah konuşlandırmasıyla şekillenen 1962’deki Küba Füze Krizi, aslında ABD ile Sovyetler arasındaki Soğuk Savaş’ın zirvelerinden biri sayılabilir.
90’lı yıllardaki Türkiye ziyaretinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ten övgüyle bahseden Castro, iki ülkenin verdiği varlık mücadelesinin benzer olduğu mesajını vermişti.
Ona yöneltilen en büyük eleştirilerden biri ülkesini değişime kapalı tutmasıydı. Gerçi yönetimi devrettiği kardeşi Raul Castro, bitmek tükenmek bilmeyen taleplere daha fazla kulak tıkamadı ve birçok yasağı tarihe gömdü. ABD ile de 50 yıl sonra kurulan diplomatik köprüler, büyük bir değişimin ilk büyük adımları oldu. Castro’suz Küba ve Trump’lı ABD’de bundan sonra daha ılımlı mı yoksa daha sert mi bir köprü olur, onu da zaman gösterir. Ama şu bir gerçek ki giderek daha da kapitalize olan ve gelir adaletsizliğinin giderek daha da derinleştiği bir dünyada Castro’nun bıraktığı izler, daha uzun yıllar iyi analiz edilmeli.