Bursa Hakimiyet

Kıbrıs izlenimleri…

Eşim Filiz Çatalkaya’yla balayı için gittiğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde sadece tatil yapmak olmazdı. Yıllardır merakla gelişmelerini takip ettiğim Kıbrıs’la ilgili hem sosyoekonomik hem diplomatik gözlem yapmak kaçınılmaz oldu.
Zaman kısıtlı olduğu için ancak Girne ve başkent Lefkoşa’yı görme fırsatımız oldu. Ada’nın güneyini görmek mümkün olmasa da Kuzey için söylenebilecek en önemli şey, “İyi ki turizm varmış” olsa gerek…
Yani turizm ve anavatan Türkiye’nin yardımları olmasa KKTC’yi ekonomik olarak ayakta tutacak neredeyse hiçbir şey yok! Tamamına yakını çorak topraklar üzerine kurulu KKTC’nin sadece sahil bölgelerinin gelişme kaydettiğini görebilirsiniz. Dev otel zincirleri ve turistik tesislerin varlığı hem ada esnafına hem de diğer sakinlerine fazlasıyla yaramış.
İngilizlerin hakimiyeti sadece ‘soldan akan trafik’ ile sınırlı kalmamış. Hem mimaride hem de sosyokültürel ve tarihi yapıda İngiliz hakimiyetinde geçen yılların etkilerini rahatça sezebiliyorsunuz.
Ada sakinlerinin kibar ve insancıl yaklaşımlarının da takdire şayan olduğunu söylemeliyim. Fiyatlar açısından ise gıda ve sıvılarla birlikte giyimde fiyatların turizmin etkisiyle yüksek olduğu da dikkati çeken bir başka ayrıntı…

Tarih neden umursanmıyor

Gelelim 6 günlük gözlemlerin ‘diplomatik’ boyutlarına… Çok fazla geçmişi olmayan Lokmacı Sınır Kapısı’nın çevresindeki yoğunluğu da bir zamanlar kanlı çatışmaların yaşandığı Ara Bölge’yi de görme fırsatı bulduk. 
Özellikle Lefkoşa’da sınır hattı çevresindeki bölgede, Türk tarafındaki konutların virane halleri iç sızlatacak boyutlarda. Bir zamanlar muhteşem mimari tekniklerle dikilen yüzlerce konut, kaderlerine terk edilmiş durumda. Binaların en ufak bir tadilattan bile geçirilmemiş olması sadece mimari değil tarihi açıdan iç sızlatıyor.
Şimdilerde gelir durumu pek iyi olmayanların mesken tuttuğu binalarla ilgili durumun perde arkasında, Rum tarafıyla halihazırda müzakere masasında pazarlık konusu yapılan ‘mülkler’ meselesinin olduğu gün gibi ortada. Anlaşılan o ki, kimse üzerinde anlaşmazlık olan bu binalarda yaşamak istemiyor. Ancak KKTC’li yetkililerin; Büyük Han, Mevlevi Konağı, Selimiye Camii, Mevlevi Tekkesi ve Mahmut Paşa Kütüphanesi gibi tarihi yapılara ilgisiz kalması dramatik bir tabloyu oluşturuyor. Madem bazı binalarda ihtilaf var da bu binalarda ne gibi sorunlar var gerçekten anlamak mümkün değil!
Kıbrıs Barış Harekatı’nın üzerinden 38 yıl geçti. Uğruna savaş çıkan böylesine tarihi ve stratejik bölgenin kaderine terk edilmesi, büyük bir trajediden başka bir şey değildir. Turizme ve Türkiye’ye bel bağlayıp Lüzinyanlar’dan Bizans’a, Venedik’ten Osmanlı’ya adanın dört bir tarafına nakşetmiş tarihi dokunun silinmesine seyirci kalanlar ağır bir vebalin altında ezileceklerdir. Umarım, bu duruma Ankara da sessiz kalmayacak.
İyi pazarlar…