Bursa Hakimiyet

Kim zehir, kim panzehir?

Önceki gün, 14 yıl önce ABD’yi sarsan 11 Eylül terör saldırılarının yıldönümüydü. 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği o saldırıların ardından yeni bir dünya düzeni oluşacağı bekleniyordu ve öyle de oldu.
Afganistan ve Irak işgalleri sonrasında patlak veren Arap Baharı’nın rüzgârı da çabuk ama çok kanlı söndü. ABD’yi kalbinden yaralayan saldırılar, ülkemiz ve yakın çevresinde baş döndürücü gelişmeleri beraberinde getirdi.
Usame bin Ladin’in öldürülmesiyle birlikte belki de 11 Eylül sonrası batının kâğıt üstündeki en büyük düşmanı yok edilmişti. Ancak öyle olmadı. Ne 11 Eylül sonrası yapılan operasyonlar, ne de başka türden harita değiştirme denemeleri var olan istikrarsızlık ateşine benzin dökmekten öteye gidemedi.
Bana dokunmayan yılan…
Sefalet ve şiddetin kol gezdiği coğrafyalara akıtılan uçaklar dolusu mühimmatlar ve kara paralar, acı ve gözyaşının dinmediği toprakları daha fazla kana buladı. Silah ve uyuşturucu baronlarının ceplerini doldurmasına seyirci kalan uluslararası mekanizmalar, bu savaş oyunlarına destek bile verdi.
Yakın çevremizde patlak veren şiddet dalgasının sadece güvenlik boyutu bizleri uğraştırmıyor. Bunların yanında şiddetin arkadan ittiği dalga dalga sivillerin sınırlarımıza yaptıkları akınlar, vahim bir tabloya yol açmış durumda.
Suriyeli çocuk Aylan’ın ölümüyle AB ve BM bünyesindeki mekanizmaları radikal kararlar almaya zorlamasının ardından en azından bazı somut iyi gelişmeler tanık olduk ancak şiddet dalgası giderek büyüyor. Suriye ve Irak odaklı çarpıcı gelişmelere Libya ve Yemen’i de eklediğimizde ülkemizin etrafının tam bir ateş çemberiyle sınırlandığını görüyoruz.
‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ sözü, ne yazık ki günümüz dünyasında ve mevcut gelişmeler ışığında çöpe atılmak zorunda. Ne yazık ki günümüz dünyası tıpkı 1 ve 2’nci Dünya Savaşı’nda, Kurtuluş Savaşı’nda olduğundan daha fazla yılanlarla dolu bir konjonktürde... Kimin kimi zehirleyeceğini ya da kimin panzehir olacağını kestirebilene aşk olsun!
İyi pazarlar.