Erhan BEDİR

Erhan BEDİR

erhanbedir@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
15 Temmuz, kalkışma mı, darbe mi, komplo mu?
15 Temmuz 2017 Cumartesi, 08:17

15 Temmuz 2016'yı iple çeken birisiydim. O gün için aylar öncesinden plan ve hazırlıklar yaptım...

Her türlü aksaklıklara karşı önlemlerimi de sıkı sıkıya almıştım.

Çıkacağım bu yolda geri dönüş yoktu.

Ne için mi?

Elbette ailemle birlikte yurtdışına Karadağ (Montenegro) yapacağım tatili içindi.

Bunun için aylar öncesinden uçak biletlerimizi alıp otel rezervasyonlarımızı yaptırmıştım.

Orada yaşayabileceğim sağlık sorunu ya da başka bir aksaklık içinde her türlü tedbirimi almıştım. Karadağ'da kaldığım sürece kullanacağımız kiralık araca kadar tüm detayları titizlikle yapmıştım. Bu kadar hazırlık sonrası elbette hayalini kurduğumuz tatile çıkabilmek için 15 Temmuz'u sabırsızlıkla bekleyenlerden biriydim.

15 Temmuz akşamı daha ortada hiçbir şey yok iken Türk Hava Yolları'nın 05.05 uçağı için Atatürk Havaalanı'na gidebilmek için özel aracımızla yola çıktık. Yolculuk başlayalı daha yarım saat bile olmadan ardı ardına amansızca çalan telefonla Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün kapatıldığını ve bazı güçlerin kalkışma gerçekleştirdiğini öğrendik.

Aklıma ilk gelen şey "Kalkışma da neydi" oldu.

1980 darbesini görmüş korkudan yatağın altına saklanan biri olarak...

Darbe kelimesini aklıma bile getirmedim, getiremedim.

1980'li yıllarda yaşanan siyasi iktidarsızlık, ekonomik sebepler ve sağ-sol çatışmaları ile oluşan kaos ortamı sonucunda oluşan 12 Eylül darbesi...

İster istemez karşılaştırma yaptım içimden.

Çünkü aracımda hem kadim dostlarım hem de eşim ve 2 çocuğum vardı.

Yaşadığım endişe ve korkuyu onlara hissettirmemem gerekiyordu.

Evet, ama ülkede 14 yıldır tek başına iktidar olan bir hükümet var, her geçen gün büyüyen bir ekonomi var, sağ-sol çatışması ise biteli 30 yıl olmuş; ortada kaos ortamından ise eser yok.

O zaman bu neyin kalkışması?

Bir yandan araç kullanıyor, diğer yandan çalan telefona cevap verirken, kulağımla da radyodan haberleri dinlemeye çalışıyordum ki kendimizi bir anda otobanın ortasında kördüğüm olmuş bir trafiğin içinde bulduk.

Bursa-İstanbul otobanında kilometrelerce uzanan ve pek çoğu kontak kapatmış feci bir trafik. Herkes araçlarından inmiş birbirine neler olduğunu soruyor?

Kalkışma mı?

Darbe mi?

Komplo mu?

"Radyo kalkışma diyor!" birkaç kişi,

12 Eylül darbesini gören bizler; "O zaman bunun adı darbe diyoruz!", diğer taraftan yükselen birkaç ses ise; "Yok yok yol kapatmayla kalkışma hele hele darbe hiç olmaz bunun adı komplo o zaman!" diyor...

Böylesi bir çelişki ve karmaşa sonrası birkaç saatimizi felç trafikte heba ettikten sonra Bursa- İstanbul otobanı gidiş istikametindeki aracımızı mahsur kalan diğer yüzlerce araçlarla birlikte 22 kilometrelik yolu ters istikamette geri geldik.

İstanbul'un ara yollarından kendimizi metroya zor attık. Attık ama metro çalışmıyor. Asya'dan Avrupa'ya geçebileceğimiz tek aracın ise deniz olduğunu öğrendik ve soluğu Kadıköy'de aldık. Karşıya feribotla geçerken kasvetli gecenin bittiğini güneşin yüzümüze vuran ilk ışıklarıyla anladık.

Nihayetinde taksi ile Atatürk Havaalanı'na gelirken yolların tanklarla kapalı olduğunu ve gece boyu yaşanan çatışmaların izlerine canlı canlı şahit olmuştuk. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Atatürk Havaalanı'nda gerçekleştirdiği konuşmanın sonuna yetişmiştik. Bizler yollarda iken ülkemizde ve güzelim İstanbul'da neler olup bittiğinin farkında bile değildik...

Türk Hava Yolları'nın 16 Temmuz 05.05 saatli tarifeli İstanbul-Podgorica Karadağ uçağına yetişmiştik ama ülkemizi ve İstanbulumuzu saran FETÖ terör örgütünün hainlerine karşı onurla ve gururla mücadele eden kahraman halkımızın mücadelesine yetişememiştik. Ama Cumhurbaşkanımızın Atatürk Havaalanı'nda yaptığı tarihi konuşmanın sonunda yer alabilmiştik.

O kara gece nedeniyle 16 Temmuz günü tüm uçuşlar iptal oldu. Bizler de İstanbul'da yakın aile dostumuzun Acıbadem'deki evine sığınmak zorunda kaldık. Burası da kahramanlık destanlarının yazıldığı ve 5 şehidimizin verildiği Acıbadem Telekom binasının hemen arkasıydı.

Tankların ezip geçtiği araçlar, dökülen kanların hâlâ izlerini taşıyan cadde ve sokakları sıcağı sıcağına görmek bizleri çok üzmüştü. Sanırım en kötüsü ise 9 yaşındaki oğluma kendi asker, tank ve uçaklarımızın ateş ettiğini açıklayamamam oldu.

En büyük hayal kırıklıklarından bir diğeri ise 16 Temmuz'da iptal olan uçuşların ardından 17 Temmuz günü Atatürk Havaalanı'nda yaşanan kaos oldu.

Bu kaos ortamında ise binlerce insanın sorgusuz sualsiz Atatürk Havaalanı'ndan uçup gittiğini gördüm.