Erhan BEDİR

Erhan BEDİR

erhanbedir@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
"Her zaman hayallerimin peşinden koştum"
09 Ocak 2019 Çarşamba, 08:50

Temelleri Cumhuriyet'in ilk yıllarında atılan, Bursa'nın en eski tekstil kuruluşlarından biri olan ve sektörde her daim ilklere imza atan Türkün Holding Yönetim Kurulu Başkanı Erol Türkün ile iş, aile ve hobileri üzerine keyifli bir sohbete imza attık. Hayatının her döneminde hep hayallerinin peşinden koştuğunu söyleyen Erol Türkün, gençlere ise sevdikleri işi yapmalarını ve bu işleri yaparken de edindikleri yetenekleri ve hobilerine sahip çıkmalarını tavsiye etti. İşte, Erol Türkün ile yaptığımız keyifli ve bir o kadar da içten sohbetimiz.

Bursa'nın en eski tekstil kuruluşlarından biri olan ve sektörde her daim ilklere imza atmış özellikle de ev tekstili konusunda Türkiye'yi dünya markası haline getiren bir kuruluş Türkün Holding... Bu bir başarı hikâyesi, bu hikâye nasıl başladı?

Bu güzel övgü dolu soruya Bursa ile başlamak isterim. Bursa'nın, Türkiye'nin tekstil başkenti olması tesadüfî nedenlerden değil... Bursa tarihiyle, geçmişiyle yüzyıllar öncesine dayanan tarihte başkentlik yapmış önemli bir kent. Bu kentte de ticaret ve ticaretin ana kolu olan tekstil önemli bir yer tutuyor. İpeğin anavatanı Bursa. Bursa'da üretilen sayısız tekstil ürünleri yüzyıllar boyunca tüm dünyaya buradan dağılmış. Osmanlı döneminden bu yana gelen bu özellik Cumhuriyet'in ilk yıllarında da önemli sayılabilecek atılımlara ev sahipliği yapmış. Üzülerek söylemek zorundayım ki Bursa'nın tekstil anlamında gerçek bir müzeye ihtiyacı var. Bursa'da yapılan pek çok kumaş, örtü ve desenler bugün Avrupa'nın en önemli müzelerinde sergileniyor. Bu çok acı bir durum. Bu konuda siyasilerimize ve yerel yöneticilerimize de bir çağrıda bulunmak istiyorum. Lütfen Bursa'ya bir an önce hak ettiği bir tekstil müzesi açalım...
Tekstil bizim aile mesleğimiz. Türkün ailesinde ben üçüncü kuşağım. Tekstil konusuna dedelerimiz ilk yatırımlarını 1920'li ve 1930'lu yıllarda kurdukları atölyeler ile başlamışlar. Babam Saadettin Türkün ise üç kardeş bu geleneği 70'li yıllara kadar devam ettirmişler. Ben ise 1974 yılında Almanya'da Tekstil Mühendisli eğitimimi bitirip Türkiye'ye döndüm. Amcalarımın da ortak olduğu mevcut fabrikada bir iş beklerken babam Saadettin Türkün, bana kendi işimi kurmam yönünde bir teklif sundu. O zamanın şartlarında 8 adet dokuma tezgâhı ile Duaçınar'da 300 metrekarelik bir atölyede üretime başladım. Bu tezgâhlar yabancı üretim olduğu için a'dan z'ye her şeyini bizler yapmak zorunda kaldık. Tamirini de yaptım, masarasını da sardım, ipliğini boyahaneye de götürdüm. Almanya'da aldığım iş eğitimi ve disiplini ile bu işlerin üstesinden geldik ve bugünlere kadar başarıyla getirdik.

Ekonomik kriz, yüksek faiz ve dövizdeki dalgalanmalarla geçen 2018 yılı sizin için nasıldı? 2019'dan beklentileriniz neler?

Hayatımızda önemli kavramlar var inovatif olmak yani inovasyon bir de finans bölümünü ilgilendiren yani konservatif olmak. Ülkemiz bugüne kadar pek çok kriz yaşadı. Çok şükür bütün krizleri, vergilerimizi, çalışanların ürettiklerini zamanında ödeyerek sıkıntı yaşamadık. İnanıyorum ki şu andaki krizi de sağlam yapımızla atlatacağız. Bu yıl yine Türkiye genelinde Vergi Özel Ödülü alan sayılı holdingler arasında yerimizi aldık. Türkün Holding olarak tüm krizlerden daha da güçlenerek çıkmışızdır. Bu da bizim gurur kaynağımız olan konservatif özelliğimizden kaynaklanıyor. Ekonomik kriz, yüksek faiz ve dövizdeki dalgalanmalara rağmen Türkün Holding olarak 2018 yılında ihracatta küçük de olsa büyüyerek çıkıyoruz diyebilirim. Yine 2019 yılı içinde fuar, tanıtım ve ürün yelpazemizle birlikte küçük de olsa yine büyümeyi öngörüyoruz. Fiyatlarımızı aynı oranda tutup kalite ve dizayn konusunda ödün vermeden büyümeyi hedefliyoruz.

Tekstil ana kolunuz olmasına rağmen çimento, gayrimenkul, yat ve enerji gibi birbirinden farklı sektörlerde yatırımlarınız var. Tüm bu sektörlere yetişmek, araştırma yapmak ve yatırım yapmak zor olmuyor mu?

Devletimizin yatırımcısını, sanayicisini geleceğe bakarak yönlendirmesi gerekir. Bu yönlendirmenin ülkemizin kalkınması, gelişmesi ve yaşam kalitesinin artırılması için son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Devletimiz kısa bir süre önce enerji konusunda ülkemizin büyük bir açığı olacağını, ülkenin her yıl giderek artan enerji ihtiyacını karşılamakta zorluk çekeceğini söyledi. Bizler de birkaç ortağımızla birlikte bu sektörde yatırım yaptık. Doğalgaz ile çalışan fabrika yatırımlarına geçtik. Bir anlamda doğalgaza yönlendirildik. Peki, ama kendi enerjimizi üretme çalışmalarımız ve yatırımlarımızı ne yaptık. Büyük yatırımlar, büyük maliyetler ödendi. Bu tesislere yurtdışından tamamı yabancı üretim makineler alındı, dövizler ödendi. Şimdi ise bu üretim tesislerinin hepsi boşta yatıyor. Ne yazık ki bu tesisin kapısına kilit vurmak zorunda kaldık. Bu kayıp hem devletimizin, hem yatırımcının hem de Türk halkının kaybıdır. İşte bu yüzden devletimiz yatırımcısına ve sanayicisine sahip çıkmalı ve doğru yönlendirmelidir.

Türkün Holding olarak yatırım firmamız var, elbette farklı sektörlerde iyi araştırma ve iyi fizibilite sonrası yatırım yapmaya devam ediyoruz. Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da farklı sektörlere de yatırım yapacağız. Örneğin son olarak Adana Yumurtalık Serbest Bölge'de çimento sektöründe ortaklarımızla yeni bir yatırımımız var. Önemli bir lokasyona sahip bir bölgede, denize sıfır, önünde yükleme limanı bulunan Türkiye'de başka bir örneği olmayan bir tesis konumunda.

Tekstil konusunda ve özellikle de ev tekstili dendiğinde Türkiye olarak dünya çapında başarılara imza attık. 1950'li yıllarda tekstil dendiğinde Fransa öne çıkıyordu, sonra bu unvanı İtalya aldı. 1980'li ve 90'lı yıllarda ise bu apoleti Türkiye eline geçirdi. Ardı ardına yaşadığımız ekonomik krizin ve yüksek kurun dezavantajıyla bu özelliğimizi sanki doğu ülkelerine kaptırdık. Sektörü siz nasıl görüyorsunuz?

Ev tekstilinde Türkiye gerçek anlamda bir marka... Tekstilin kalbi hâlâ Fransa, İtalya ve Türkiye'dir. Bu üç ülkedeki tekstil firmalarının hepsi küçük ve orta büyüklükte ve hemen hemen hepsi bizler gibi aile şirketi... Aileler tarafından kurulmuş ve aileler tarafından yönetilmiş. Büyüyelim ve bu üretimi dünya pazarına açalım diye düşünülmemiş. Bu yüzden de şu anda Çin ve Hindistan'da üretilen ürünler tamamen ticarete bağımlı ve üretip tüm dünyaya pazarlama derdindeler. Bizler gibi kaliteli olsun, örnek olsun, dayanıklı olsun diye bir dertleri yok. Ben yine inanıyorum ki tekstile yeteri desteği verip eğitimini de desteklersek tekstilin Türkiye'de ve dünyada daha gidecek çok uzun yılları olduğunu düşünüyorum. Avrupa kıtasında Türkiye'nin alternatifi inanın yok. Konumumuz, ulaşırlığımız, coğrafi yapımız, iş kalitemiz, iş gücümüz ve her şeyden önce tarihten gelen bir geleneğimiz var. El emeği en çok olan sektörlerin başında tekstil geliyor. Bu da toplumun her katmanındaki insana potansiyel iş ve aş demek. Yine tekrarlıyorum, bu sektöre devletin desteğini artırması gerekiyor. Ne yazık ki bu yıl üniversitemiz tekstil bölümüne 16 öğrenci alabilmiş. Bu çok üzücü. Yıllar önce tıptan sonra en çok ilgi tekstil bölümüneydi. Şimdi ise bir sınıfı bile dolduramıyoruz.

Ev tekstilinde Türkiye'yi dünya markası yapan bir firma olarak başarınızın sırrı bir anlamda da aile şirketi olmaktan geçiyor diyebilir miyiz? Eşiniz Tülin Hanım ve çocuklarınız şirket bünyesinde önemli işlere imza atıyorlar, neler söylemek istersiniz?


Benim en büyük şansım eşim Tülin Hanım'dır. Ben de eşim de tekstili çok seviyoruz. Sadece evimde değil işimde de bana her konuda yardımı ve desteği oldu. İş konusunda önemli başarıları var. İpliğinden desenine üretimine, fuar hazırlığı ve dekoruna kadar hemen her konuda bilgiye sahip ve çoğu zaman da bunları kendisi takip eder. Sahibi olduğu firma her yıl ihracat sıralamasında en üst sıralarda yer alıyor. Çocuklarımızı kendim gibi yatılı okuttuk. Amacımız da sorumluluk sahibi olmaları, kendi ayakları üzerinde durabilmeleri ve çevreleri ile sürekli iletişim içinde olmalarını sağlamaktı. Sanırım bu konuda da oldukça başarılı olduk. Ailenin insanın yaşamında önemi çok büyük. Bizler büyük bir aileye sahibiz. 4 erkek çocuk, 4 yenge, 12 çocuk olan geniş bir aileye sahiptik. Yazları hepimiz tek evde birlikte yaşardık, paylaşmayı, arkadaş olmayı, birlik olmayı orada öğrendik. Ailemiz şimdi daha da büyüdü ve gelinler torunlar eklendi. Herkes bir yerlere dağıldı ama yine aile olarak her yıl birkaç kez bir araya gelip özlem gideriyoruz. Ailemizin bize aşıladığı aile geleneğini sürdürüyoruz.

Yıllar önce yaptığımız bir röportajda "Hayalimde otomobil ve yat tasarımcısı olmak vardı, tekstilci oldum" demiştiniz ama şimdi görüyorum ki yat imalatı konusunda önemli başarılara otomobil konusunda ise Türkiye'nin nadir klasik otomobil koleksiyonuna sahipsiniz. Bir anlamda hayaliniz gerçekleşti diyebilir miyiz?

Otomobil ve tekne çizimlerini küçük yaşlardan beri yapardım. Hayallerimi gerçek yapmak için çalıştım ve her zaman da o hayallerin peşinden koştum. Çocukluktan beri denize olan tutkumdan dolayı ilk teknemi 14 yaşımda yaptım. İki kişinin binebileceği 2,5-3 metrelik tahta bir sandal yaptım. Benim için deniz ve tekne tutkusu o zamanlarda başlamış oldu. Ardından 5 yıl önce 33 metre boyunda bir yat üretmek için tekrar kolları sıvadım. Antalya Serbest Bölge'de kurduğumuz tersanede Vanelli markasıyla çizimlerini yaptığım teknelerin üretimine başladık. Şu an kendi yaptığım tekneyi kullanıyorum, sattığımız tekneler de oldu. Dünya genelindeki kriz önce lüks tüketimi etkiliyor sonra kademe kademe genişliyor. Bizler de şimdilik tekne üretimine ara verdik. Otomobil tutkusu ise bambaşka bir hobi benim için... Ben insanların çalışma hayatının yanında, aile hayatının yanında, sosyal hayatının yanında hobilerinin olmasına inanan birisiyim. Bu hobiler, insanı sadece sahip olma duygusundan öte, üretim, bakım ve tamir konusunda da geliştirebilir. Farklı konularda farklı bilgilere sahip olmalarını ve yaşam kalitelerini yükseltmelerini sağlar.

Aileniz sizi ilkokuldan sonra yatılı olarak okutmuş, sizler de çocuklarınızı yatılı okuttunuz, nedeni neydi?

İlkokuldan sonra İstanbul'da yatılı okumaya başladım. Lise'den sonra da Almanya'da Tekstil Mühendisliği okudum. Tüm öğrencilik döneminde hep ailemden ve evimden uzak kaldım. Ulaşım ve haberleşme imkânlarının kısıtlı olduğu dönemlerdi o yıllar. Lise yıllarında haftada bir kere ancak telefonla konuşma imkânımız olurdu. O yıllarda hep mektup yazardım eve... Evden uzak kalınca tek başına yaşamayı ve ayakta kalmayı öğreniyorsunuz. Sorumluluk sahibi olmayı, paylaşmayı ve sosyalleşmeyi daha iyi öğreniyorsunuz. Karşılaştığınız sorunları çözmenin yollarını arayıp buluyorsunuz. Ailenize ve büyüklerinize duyduğunuz özlem ile onlara daha çok bağlanmayı öğreniyorsunuz. Yatılı okumanın öğretileri çok fazla olduğu için ben de üç çocuğumu yatılı okuttum. İyi ki de yatılı okutmuşum, üç evladım da okullarında başarılı oldular. Kendi ayaklarının üzerinde durabilen, sorumluluklarını bilen ve çevreleriyle daha barışık ve arkadaş canlısı bireyler olarak yetiştiler.

Genç kuşaklara vermek istediğiniz
bir mesajınız var mı?

İnsanlar sevdikleri işlerde başarılı oluyor. Tutkunuz, heves ve heyecanınız var ise o işte başarılı olmamak diye bir şey olmaz. Bizim sektörde kuş kondurma diye bir tabir vardır. Aynı ürünü 10 firma yapar ama sizin yaptığınız küçük bir dizayn ya da dokunuş aynı ürünü diğerlerine oranla iki katına satabilmenize olanak sağlar. İşte bu nedenle farklı olmalı, araştırmalı ve işinizi mutlaka sevmelisiniz. Elbette bir de aldığınız eğitimin yanı sıra yaşamınıza artı değerler katacak olan hobilerinize ve yeteneklerinize de sahip çıkmayı bilmek gerekir. Bunlar birleştiği zaman sizin iş hayatınızda, aile hayatınızda ve sosyal hayatta başaramayacağınız ve aşamayacağınız hiçbir engel kalmaz.