Bursa Hakimiyet

Yakışmadı

Savunmada Serdar ve Basser, hücumda Ferhat ve Pinto gibi.
İlginç bir tesadüf ikisi antrenmanda sakatlandı.
Eğer Timsah, Kadıköy’de tam kadro olsaydı çok şey değişirdi.
Oyunun içinde bu farkı görmek mümkün olmadı ama skor alma adına direk etki yaptığını söyleyebilirim.
Özelikle Pinto, Yeşil Beyazlılar’ın hücuma çıkışlarında, Fenerbahçe’nin birinci bölgesinde kalmasını sağlayacak kritik isimdi.
Fakat her şeye rağmen Timsah, Kadıköy’de Fenerbahçe karşısında nasıl oynaması gerekirse ilk 5 dakika içerisinde öyle oynadı.
Öne de geçti, gol de yedi ama sürekli rakip kaleyi düşünerek gol aradı.
Timsah, hem merkezden hem de kanatlardan futbolun bütün argümanlarını kullanarak Şükrü Saraçoğlu’nda Sarı Lacivertli taraftarları endişelendirdi.
Ayrıca oyunu 40 metreden oynayarak, bu maça fiziksel ve zihinsel açıdan iyi hazırlandıklarını gösterdiler.
Fakat Bursaspor, Fenerbahçe’de oyunu organize eden en önemli ismi Eme Belözoğlu’nun 22. dakikada sakatlanıp oyundan çıkmasını fırsata dönüştüremeyip ikinci golü bulamadı.
İkinci 45’te ise 50. dakikada Bursaspor adına her şey değişti.
Hakemin tartışmalı kararıyla yenilen golden sonra önce psikolojik, sonrasındaysa fiziksel düşüş Timsah’a hiç yakıştıramadım.
Zaten önceki maçlarda istatistiki açıdan rakibin bariz üstünlüğü varken, rakibe koz vermek Bursaspor adına kendini bitirmek anlamına gelirdi öyle de oldu.
Yediğimiz üçüncü ve dördüncü gollerde bunun etkisini görebilirsiniz.
Futbol böyle bir oyun işte.
Her açıdan iyi olmak gerekir.
Oyun içinde rakibe üstünlük kurduğunuzda rakibe golleri mutlaka atmalısınız.
Yoksa 90 dakika içinde içsel ve dışsal etkilerle oyun her an değişebiliyor.
Örneğin Tolga Özkalfa’nın, kıdemli yardımcı Muhittin Gürses’i dinlememesini gösterebiliriz.
Bu golün aynısını Fenerbahçe yese, direk faul verir, tartışma ortamı yaratmazdı.
Sonuçta Hikmet Karaman’ın oyunun üçüncü bölümüne girerken yaptığı değişiklikleri bile, acaba yapmasaydı daha mı iyi olurdu diye düşüncesi karmaşası içerisinde olmaya bilirdik.
Bu skor Bursaspor’a yakışmadı.