Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Sistemi tartışmak -3
09 Ağustos 2019 Cuma, 09:08

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkanlık Sistemi; Türkiye'de başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini en güçlü şekilde dile getiren isimlerinden biri de İstanbul Belediye Başkanlığı yaptığı dönemden beri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dır. 2003'te 59. Hükümet'in başbakanı olarak katıldığı bir televizyon programında Başkanlık sistemi ile ilgili, "Başkanlık Sistemi konusunda bir uzlaşma sağlanırsa, Türkiye'nin ciddi bir sıçrama yapacağına inanıyorum. ideal olanı Amerikan modeli, tabii bunun için de ülkedeki tüm kurumların halkla bütünleşmeli ve bir uzlaşma sağlanmalıdır. Bunu başardığımız takdirde Türkiye ciddi bir sıçrama yapacaktır" diyordu.
Erdoğan'ın açıklamaları başta CHP lideri Deniz Baykal olmak üzere dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından eleştirildi. Sezer bu dönemde yaptığı açıklamada, "Anayasada, demokratik devlet niteliği Türkiye Cumhuriyeti'nin değiştirilemez nitelikleri arasında sayılmış, demokrasiye en uygun olması nedeniyle de parlamenter hükümet sistemi kabul edilmiştir" diyerek alakasız bir vurgu yaparak başkanlık sistemi tartışmasının anti-demokratik olduğunu iddia etti.Muhsin Yazıcıoğlu "Parlamenter sisteme göre cumhurbaşkanının yetkileri çok fazla. Başkanlık sistemine göre yetkileri çok azalacak. Bunu da yerli yerine oturtmak gerekiyor. Tercih yapılmalı. Başkanlık sistemi mi, parlamenter sistem mi? Biz başkanlık sistemini savunuyoruz." (1982 anayasası ile askerler devamlı olarak kendilerinin geleceğinin öngörüsü ile sorumsuz fakat çok yetkili bir cumhurbaşkanı maddesi yazmışlardı)

1982 Anayasası yarı yarıya değiştirilmiştir. Başkanlık metni tam üç kez değiştirildi. Anayasa metin olan dengesini ve bütünlüğünü kaybetti. Bütün bu değişikliklere rağmen Türkiye'ye sıçrama yaptıran bir anayasa değil, fren yapan bir metindir. Çünkü milleti koruyan değil, devleti milletinden koruma düşüncesiyle hazırlanmıştır. 2011 seçimlerinden sonra yeni Anayasa çalışmaları için 4 partiden eşit sayıda üyelerin katılımı ile oluşturulan Anayasa Komisyonu'nda AK Parti'nin en önemli tezi Başkanlık sistemi oldu. AK Parti Başkanlık Sistemi'nin Türkiye için en uygun sistem olduğunu vurgularken, muhalefet partileri buna karşı çıktı. Komisyonda ortak bir uzlaşının ortaya çıkmaması nedeniyle dört partinin uzlaşabildiği konular öncelikli olarak tartışmaya başlandı. Dört partinin ortak çalışması sonucu 43'ü temel haklar ve hürriyetler olmak üzere 60 kadar madde üzerinde uzlaşıldı. Ancak yeni anayasanın tümü üzerinde ortak bir uzlaşının sağlanamaması komisyonun çalışmalarını sonlandırması ile sonuçlandı.15 Temmuz darbe girişimi sonrası Devlet Bahçeli Başkanlık sistemini görüşebiliriz deyince; iki partinin hazırladığı metin sonuçta referanduma gidilerek halk tarafından onaylanmıştır.
Yeni sistem henüz bir yılını geride bıraktı. Parlamenter sistemi Haziran 2018 seçimlerine kadar uyguladık. Fakat sistem habire kriz ve tıkanıklıklar yaşattı. Denetimin ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin oturmuş bir başkanlık sisteminde mümkün olduğunu buna karşın parlamenter sistemde bunun başarılamadığı görüldü. Türkiye'yi yönetenler de bu konuyu hep öne sürdüler.
1920 den bu yana 206 gensoru verilmiştir. Sadece iki bakan ve iki hükümet düşmüştür.

KILIÇDAROĞLU İÇİN YETER Kİ ERDOĞAN GİTSİN SİYASETİ

Bugün tartışma açmanın gerekçesi nedir? CHP ve MHP gayri resmi müttefikleri HDP oylarını da hesap ederek bir erken seçim tartışması başlatmaktır. Ancak seçmenin bu adımı atan partileri cezalandıracağı korkusu tartışmayı Başkanlık Sistemi'ne yöneltti. Seçime gitme cesareti de AK Parti'den koparak yeni parti kuracakların, verecekleri potansiyel zararlardır. Hesap çok basittir. Kurulacak parti AK Parti'den %3 oy çalsa bu muhalefet için yeterlidir. Çünkü 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan seçimde Erdoğan %52,6 oyla seçilmiştir. Kemal Kılıçdaroğlu için yeter ki Erdoğan gitsin siyaseti vardır. Bu nedenle yine bir çatı aday çıkarmak isteyecektir. Yapılan eleştiriler Cumhurbaşkanı'nın partisi olmamalı, CB parti genel başkanı olmamalı noktasında merkezleşiyor. Parti Genel başkanı ile Başkanlık ayrılırsa asıl o zaman çift başlılık doğar. Fikir jimnastiği yapalım; Genel başkan uyumsuzluk halinde yasama desteğini kesebilir hatta başkanı partiden ihraç etmeye kalkarsa ne olur? Bir ikinci husus başkanın yüksek yargı mensubu ataması yapmasıdır. Bu konuda muhalefet tembellik yapıp sloganlarla yanlış algılara neden olacağına, dünyadaki örneklere baksın. Mesela ABD'de yüksek mahkemenin tüm üyeleri başkan tarafından atanır. Bizde muadili AYM'de doğruda sadece dört üye atayabilir. Diğerleri Yargıtay, Danıştay ve YÖK tarafından belirlenen adaylar üzerindendir. 1982 Anayasası'nda Cumhurbaşkanı sadece vatana ihanet suçundan yargılanabilir. Bu da ceza kanununda tarif edilmiş bir suç değildir. Bu nedenle TBMM'de dörtte üç çoğunluk sağlansa ve yüce divana gönderilse fiilen yargılanamaz. Oysa yeni sistemde her türlü icraat veya suçundan dolayı başkan yargılanabilir. Üstelik dörtte üç değil, üçte iki çoğunluk yeterli.
İşin özü; parlamenter sistemin ezberleriyle başkanlık sistemi kavranamaz. Görünen o ki; bizdeki muhalefet bu konuyu 30 yıl dilinden düşürmeyecek. Çünkü önlerinde yaşanmış bir örnek olay var; ikinci dünya savaşının bittiğine inanmayan Japon askeri Hiroo Onoda 23 yaşında başladığı savaşı 1974 yılında 52 yaşında bitirmişti. Kafa aynı kafa!