Bursa Hakimiyet

Aziz Sancar’la bilime yolculuk-2

Geçen hafta bu köşede Nobel ödüllü gururumuz bilim insanı Prof. Dr Aziz Sancar’ın 19 Mayıs’ı fevkalade anlamlandıran röportajından söz etmiştim. 
70 yıllık ömrünü sıra dışı başarı öyküleri ile taçlandıran bu değerimizin söylediği her sözü ve işaret ettiği her konuyu elbette çok önemsediğim için bugün köşeme yine Aziz Sancar’ı konuk ettim. 



Çünkü Aziz Sancar katıldığı toplantılarda yine çok değerli söylemlerde bulundu. 
Geçtiğimiz günler içinde bazı üniversitelerde bir dizi etkinliğe konuk olan Aziz Sancar bakın 7’den 70’e hepimize ‘armağan’ olacak nitelikte, tüm samimiyetiyle hangi söylemlerde bulundu; 

“Çalışırsanız Nobeller kendiliğinden gelir.  Ben Nobel almak için araştırma yapmadım.”

“Sadece Türkiye değil, tüm İslam dünyası son 500 yılda doğru dürüst bilime katkı yapmış değil. Bu bir gerçektir. Bunu düzeltmemiz lazım.”

“ Nobel’den daha önemli şeyler vardır. Ailenize, memleketinize, insanlığa katkınız olursa bu çok önemlidir. Gayeniz bu olmalıdır.”

“Yahudi kardeşlerimiz dünya nüfusunun yüzde 0,2’sini teşkil ediyor ama bilim Nobellerinin yüzde 20’sini almışlardır. Onlar bütün insanlardan daha üstün zekâlı mı?  Yok değiller. Onların kültüründe eğitime, bilime önem veriliyor.”

“Nobel almak güzel bir şey ama Savur’da doktorluk yapmak da çok güzel bir şey...”

Aziz Sancar burada sadece bir kaçına yer verebildiğim ifadeleri dışında O’nun çalışma arkadaşları ve ekibine olan inancı ve sevgisi de O’nu farklı kılıyor. 
İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki (İTÜ) sunumun finalinde ekibindeki Türk öğrencilere de teşekkür eden Aziz Sancar elindeki kınayı ise çalışma arkadaşı, Fazilet Cantürk’ün düğününde koyduğunu söyledi. 
 Annesinin nasihatini de salondakilerle paylaşan Sancar, 
 “Annem derdi ki oğlum kibirli olmayın kibirli olmak Allah’a yakışır, insana yakışmaz. O bakımdan elimden geldiği kadar mütevazı olmaya çalışıyorum.” dedi. 
Yüzümüzün hep bilime dönük olması dileğimle esen kalın efendim…

Yıldırım’dan aç susuz gazetecilere öneriler! 

Çiçeği burnunda Başbakan Binali Yıldırım, yeni kabineyi Erdoğan’a sunmak için evinin önünde kendisini bekleyen gazetecilerin yanına giderek şöyle demiş: 
“Arkadaşlar sizin için hakikaten üzülüyorum, böyle erken saatlerde aç, susuz burada bulunmanız doğrusu beni üzüyor. Bu kadar erken gelmenize de gerek yok. Siz çağırın ben gelirim.” 



 İnanın Yıldırım’ın bu ifadeleri bir gazeteci olarak beni fena halde mutlu etti.
Nasıl memnun olmayayım ki.
 Bizim için sahiden üzülen, durumumuzu dert eden bir başbakanımızın olması az bir şey mi? 
Ben esprileri, beklenmedik latifeleriyle siyasetin gergin havasını bir nebze yumuşatmasını beklediğim Binali Yıldırım’dan bayağı umutluyum.  Ayrıca ben, Yıldırım’ın bir daha ki sefere aç susuz gazetecilerin yanına simit tablasıyla geleceğini şimdiden görür gibi de oluyorum.  Olur mu? Olur…

ZAMAN TÜNELİ (5 MAYIS 1954)

Türkiye, Osmanlı borçlarından kendine düşen payın son taksitini ödedi.



Yorum: O ne güzel. Türkiye Cumhuriye­ti’nin omuzlarında 30 yıl kadar bir yük oluşturan Osmanlı dış borçları bitmiş. Düşünüyorum da  “Borç yiğidin kamçısıdır” sözü de tam bu yıllarda mı dilimize yapıştı acaba?  

------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------


YENİŞEHİR CADDELERİNDE OLUŞAN GÖLCÜKLERDE KAZLAR YÜZMEYE BAŞLAR…