Bursa Hakimiyet

Hacivat’la Karagöz’ün İznik muhabbeti…

Kent ve ülke gündemini arada bir Hacivat-Karagöz diyalogları ile değerlendirdiğim seriye devam ediyor ve sözü onlara bırakıyorum. 
Karagöz:  Vay Hacı Cav Cavcavım ne bu hal üstün başın zifte bulanmış, hayırdır asfalt işine mi girdin?
Hacivat:  Dalga geçme Karagözüm, İznik’ten geliyorum. Yorgunluktan canım çıktı vallahi.
Karagöz:  İznik’te ne işin vardı ki, çini bakmaya mı gittin? 
Hacivat:  Ne çinisi be ya asfalt kazımaya gittim. 
Karagöz:  Ne?  Asfalta yazmaya mı gittin?
Hacivat: Of be Karagözüm yine yanlış anladın. İznik’te tarihin üstüne asfalt dökülmüş, onu kazımaktan geliyorum.
Karagöz:  Yaaa, demek talihin üstüne asfalt dökmüşler?
Hacivat: Ah be Karagözüm talihimizin değil, tarihimizin üstüne dökmüşler asfaltı.  Ben onu kazırken geldim bu hale. 
Karagöz:  Vay be Hacı Cav Cavcavım,  hazır tarihe elin değmişken, terin de kurumadan bir iyilik daha yapsana.
Hacivat: Ne iyiliği Karagöz? 
Karagöz:  Bizim Keles’e de gitsene!
Hacivat:  Ne yapacağım ki Keles’te? Hem şimdi kiraz mevsimi de değil…
Karagöz: Orada da 2 bin yıllık Roma dönemine ait tarihi eserlere defineciler dadanmış.  Bölgeyi köstebek yuvasına çevirmişler. 
Hacivat: Bu böyle olmayacak Karagözüm, biz bu mesele için kalıcı bir çözüm bulmalıyız. Hah buldum bile!
Karagöz:  Ne buldun?
Hacivat:  Her mesele için hazırlıyoruz. Bu sorun için de kamu spotu hazırlayalım!
Karagöz:  Ne kambur sepeti mi? 
Hacivat: Yeter be cahil Karagöz!  Al sana kambur sepeti, güm pata, küt pata pat!

***

SIRA DIŞI MESAJLAR

Kasislerin otomobiline zarar verdiğini belirten İzmir’in Torbalı İlçesi Müftüsü Semih Keskin, Kent Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Demir kasisler insani değil. Bunu icat edenler öteki dünyada ceremesini çekecektir” dedi.



***

Küçük Ahmet’in çekirdek çitletmesi!

Her Türk çocuğu gibi minik Ahmet’in de eli çekirdek tutmaya başlayınca o da bu keyfin tadını çıkarmaya başlamış. 
Bazen parkta, bazen sokakta, bazen de evde açılan gazetelerin üstüne çitlettiği ay çekirdeklerinden kendi tepeciklerin oluşturmaya başlamış. 
Gel zaman git zaman sonra Ahmet’in ebeveynleri çocuklarının çekirdek çıtlatma tekniğinde bir tuhaflık sezmişler.
Ahmet çekirdeği ön dişlerinde çıtlatıyor ve içindeki yenecek kısma dokunmadan işlemi bitiriyormuş. 
Anne sormuş;
“Oğlum bu nasıl çekirdek çıtlatmak? Kabukların içindekileri yemeden ne diye fırlatıyorsun çekirdekleri?” 
Ahmet kendinden gayet emin;
“Siz bana hiç çekirdek yiyelim demediniz ki,  hep ‘çekirdek çitletelim’ dediniz. Ben de dediğinizi yapıp çekirdeği çitletip, çitletip atıyorum işte!”

***