Bursa Hakimiyet

Trafik kazası seyretme adabı…

Yeni Yalova Yolu’ndayım.
Hoş fark ekmiyor, sıkıntı trafik kazalarının yaşandığı bütün yollarda aynı.
Yolda ufak çaplı bir kaza olmuş.  Şükür can kaybı yok.  
Ama o da ne! 
Kaza civarında oluşan seyirci ve sürücü ilgisi o kadar yoğun ki, olayı uzaktan görseniz inanın sorumlu vatandaş edasıyla siz de, anında ambulansı ararsınız.  
İşin en tuhaf yanı ise kazanın olduğu 3 şeritli istikametin 2 şeridinde trafik ağır aksak ilerlese de,  kazanın olmadığı ters istikamette bütün şeritler neredeyse tıkanmış. Sanırsın maraton tribünü! 
Kazayı seyreden meraklı sürücüler konvoyu adeta ortak bir reflekse meseleyi anlamak için trafiği adamakıllı tıkamışlar.  İçlerinde arada bir ‘ yahu kardeşim bi yol verin de işimize gidelim’ diyenler olsa da tındıran pek yok gibi.



Hatta eminim ki bu trafik kazası izleme hastalığımız sırasında, kazayı yapan aracın yol boyu yuvarlanan jant kapağı devrini tamamlamadan meraklı izleyici olayın fotoğrafını çekip,  konuyu Face’te ışık hızında paylaşmıştır.  
Bir de bu kaza izleme sırasında en çok edilen muhabbetler vardır ki artık klişe olmuştur; 
“Abi ölü var mı ölü?”
“Valla bence mavi Şahin 8’de 8 kusurlu!”
“Oğlum arabayı sağa çeksene, arkadan bize de giydirecekler!” 
Sahi be, biz bu hastalıktan nasıl kurtulacağız?
Kaza riski çok olan yolların, kavşakların kıyılarına ek tribün yaptırmayacağımıza göre bu konu içinde mi caydırıcı cezai yaptırımlar uygulasak. 
Ya da madem bu sorunun üstesinden gelemiyoruz, kaza yapan araçların önüne, arkasına reflektör yerine “genel izleyici kitlesi” levhaları mı koysak?
Sizce ne yapsak? 

Hasan Pulur’la köşelerin keşfi

Okumayı sökmeye başladığım süreçte elime aldığım gazetelerde,  her çocuk gibi ben de ilk olarak resimli romanlara teşne olmuştum. 



Sonraları biraz daha büyüyüp de gözlerim köşe yazılarına kaymaya başlayınca önce Hasan Pulur’un köşesini keşfettim.  Beni bu değerli yazarın, sade, anlaşılır ve nükteli yazıları esir almıştı. Ve bu değerli keşfin devamındaki yıllarda hiç ara vermeden   ‘Olaylar ve İnsanlar’ köşesinin sıkı bir takipçisi oldum.  Dün toprağa verdiğimiz Hasan Pulur’a bugün büyük bir saygıyla ‘toprağın bol olsun’ derken yazımı büyük ustanın köşesinden aldığım bir fıkrayla sonlandırıyorum: 
Adamın yolunu Taksim Meydanı’nda biri kesmiş.  Kolsuz, topal, bir gözü görmüyor, üstelik de kekeme, konuşamıyor. Halini gösterip para isteyince adam kızmış:
“Bana ne ulan, ben mi yaptım?”

ZAMAN TÜNELİ

2 ARALIK 1873


Türkiye’nin ilk borsası sayılan “Dersaadet Tahvilat Borsası’ 142 yıl önce bugün açıldı. 



Yorum: ‘Dersaadet’ İstanbul’un eski ve güzel isimlerinden biridir. Anlamı ‘mutluluk kapısı’ demekmiş. Bu kurumun ismi, geçen zaman içinde, çoğuna mutluluk vermediği için mi değiştirilip Borsa İstanbul oldu acep?  

------------------------------