Bursa Hakimiyet

Abdullah b. Ümmü Mektum

Peygamberimiz; Kureyş’in ileri gelenlerinden Ümeyye b.Halef, Ebu Cehil (Amr b. Hişam), Utbe b.Rabia’ya İslam’ı anlattığı bir sırada âmâ olan Abdullah ibni Ümmü Mektum gelerek “Ya Resulallah! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret.” dedi. Resulullah (s.a.s) cevap vermedi.
Abdullah b. Ümmü Mektum, Peygamberimize tekrar seslendi. Resulullah (s.a.v) ona aldırmayıp yüzünü buruşturdu ve Kureyşlilerle sohbet etti. Peygamberimiz sözünü bitirip kalkacağı sırada vahiy geldi: “(Peygamber), yanına âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve çevirdi. Nereden bileceksin, belki de o günahlarından arınacaktı! Yahut o öğüt alacak ve o öğüt kendisine fayda verecektir.
Öğüde ihtiyaç duymayan kimseye gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak ve (Allah’tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.” (Abese 1,10)
Peygamberimiz (s.a.s) bu ilahi ikazdan sonra Abdullah b. Ümmü Mektum’u ne zaman görse çok ikram ve iltifatta bulunur ve : “Ey Rabb’imin beni ikazına sebep olan kardeşim” diyerek onun gönlünü alırdı.
Abdullah b. Ümmü Mektum, Peygamberimiz (s.a.s)’den Kur’an ayetlerini dinlemek suretiyle ezberlemiş ve hafız olmuştur. Peygamberimiz onu Bilal-i Habeşi ve Ebu Mahzûre ile birlikte Mescid-i Nebevi’de müezzinlikle görevlendirmiştir. 
İslam’da özürlülerle ilgili çeşitli hükümlerin belirlenmesi, Abdullah İbni Mektum’un sayesinde mümkün olmuştur. Görme engelli olmasından dolayı muaf tutulmasına rağmen, Hz. Ömer döneminde İran’ın fethine katıldı ve şehit oldu.

Kafa, bilek ve yürek özürlüleri!

Yüce Allah, insanın fiziki yapısına değil, ruhi yapısına değer vermektedir. Allah’ın katında sevimli olan temiz düşünceleri ihlas ve samimiyetle fiiliyata dönüştürmektir.
Zaten insanın görevi Allah’a kulluk etmek, temiz-huzurlu toplum oluşturmak ve insanlığa hizmet şerefine ermektir. 
Kur’an-ı Kerim’de aklı kullanmak, düşünmek, üretken olmak emredilmektedir. Bazı insanlar için ise, kördürler, sağırdırlar, dilsizdirler diye bahsedilmektedir. Ama fiziki anlamda o kişilerin gözleri görmekte, kulakları duymakta, dilleri de konuşmaktadır. 
Ancak Kur’an-ı Kerim’e göre:
Körlük; gözlerin varlıkları görememesi değil, insanların gerçekleri görememesidir.
Sağırlık; kulakların duymaması değil, ilahi çağrıya ve gerçeklere kulak tıkamaktır.
Dilsizlik; konuşamamak değil, hak sözü konuşmamak, gerçekleri söylememektir.
Dünyayı zindanlaştıran ve yaşamı anlamsızlaştıranlar kalben özürlü olan insanlardır.
Tecavüz, gasp, şiddet, terör, savaş, kin, kan, nefret, hırsızlık, dolandırıcılık, vahşet, cinayet… gibi çirkinlikler ve ilkellikleri gerçekleştirmek suretiyle çevreyi ve toplumsal yapıyı kirletenler kafa, yürek ve bilek özürlüleridirler!
Bedensel engelli olmak, insanlığa faydalı olmayı engellemez. Ancak kalben özürlü olmak, insanlığa faydalı olmayı engeller.
Ayrıca fikir, zikir, duygu, düşünce ve anlayış özürlü olanların dünya ve ahiret hayatları çok kötü ve perişan olacaktır.
Öyleyse;
Abdullah b. Ümmü Mektum ve onun gibiler ile, Ebu Cehil ve noun gibiler hiç bir olur mu?
Elbette olamaz.
Yüce Allah’ın katında sevimli olanlar ve yer bulanlar aklen ve kalben tertemiz olanlardır.

Bursa Gücü Ampute

İnsan “Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli”dir. Hepimiz birer engelli adayıyız. Bugün sağlam olanlar, yarın engelli olabilirler. Şu anda sağlam ve sağlıklı olan bir insanın az sonra engelli konumuna gelmeyeceği konusunda elinde bir güvencesi yoktur.
Engelli olanlar hayata küsmemelidirler. Hayatın bizzat içinde yer almalıdırlar. Mesela Bursa Gücü Ampüte sporcuları gibi. Kendilerini yürekten kutluyorum.
“Tek bacaklı timsahlar” olarak bilinen Bursa Gücü Ampute Kulübü, engelli kardeşle-rimizden oluşan bir futbol takımı. Engelli kardeşlerimiz için öncü ve örnek bir takım.
 Yeşil beyazlı bu takımımıza Bursa olarak sahip çıkmalıyız. Önlerindeki engelleri engelsiz hale getirmeliyiz. Birçok alanda Türkiye’ye öncü ve örnek olan Bursa, bir değer olan bu kardeşlerimize de mutlaka sahip çıkacaktır. Bu sahip çıkma Bursa’ya bir şampiyonluk daha getirecektir.
“ Dünya Görme Engelliler Günü” münasebetiyle kaleme aldığım yazımı şu güzel sözle bitiriyorum:
“Ne olduğuna değil, ne olacağına bak”