Bursa Hakimiyet

Açlara çorba, üşüyenlere aba, yuvasızlara oba olmak

Hikaye şöyle:    Yoğun yağan kar yağışına karga çok sevinir. Sevinci coşkuya dönüşmüştür. Sırtındaki sağlam tüyler sayesinde soğuktan etkilenmiyordu. Konduğu ağacın dalından çevreyi keyifle seyrediyor ve: “Ey kar! Yağ, daha fazla yağ” diye sesleniyordu.
Aynı ağacın bir başka dalında ise bir serçe duruyordu. Zayıf tüylü olan serçe tir tir titriyor ve: “Ey kar yağma! Benim gibi üşüyenler var, zayıflar ve zavallılar var!” diyordu.
Sağlam tüyleri nedeniyle sırtı kuvvetli olan karga, hemcinsi olan zayıf tüylü serçenin halini hiç düşünmüyor ve umursamıyordu. Zayıfları ve zavallıları düşünmeyen ve umursamayan kargaya, yaramaz bir çocuk musallat oldu. Yaramaz çocuk, kargayı kuyruğundan yakaladı. Kurtulmak için çırpınan karganın tüyleri döküldü. Çocuğun elinden kurtulan karga artık tüysüzdü. Yağan kar, esen rüzgar tüysüz kalan karganın vücuduna buz gibi temas ediyordu. Düşünmediği ve umursamadığı zayıfların ve zavallıların halini olanca şiddetiyle titreyerek hissediyordu. Tüysüz kalan karga bu sefer ise: “Ey kar! Yağma nolur yağma! Aç var, çıplak var, üşüyen var!” diye sesleniyordu.
Ancak karganın bu dileği olmadı. Yağış bir müddet daha yoğun bir şekilde devam etti. Karga, önceden hiç düşünmediği ve umursamadığı zayıfların çektikleri sıkıntıları yaşamaya başladı. Ne kadar duygusuz ve bencil olduğunu iyice hissetti. Böylece büyük bir ders almış oldu. Hikayeden şu sonucu çıkarmalıyız:
Varlıklı ve güçlü iken, kendi zevklerimizde boğulmayalım. Çevremizde, semtimizde, kentimizde bulunan yoksullara ve kimsesizlere sahip çıkalım. Zenginliğimize ve güzelliğimize güvenmeyelim. Atalarımız ne güzel söylemişler: 
“Zenginliğine güvenme bir kıvılcım yeter. Güzelliğine aldanma bir sivilce yeter.” İmtihan dünyasında yaşıyoruz. Kışın şiddetinin en yoğun yaşandığı günlerdeyiz. Varlığımız ve gücümüz ile ihtiyaç içerisinde inleyen yoksullara ilgisiz kalmayalım.
İmtihanı kaybetmeyelim. “Ne oldum?” demeyelim. “Ne olacağım?” diyelim. Bugün varlık içerisinde olanlar, yarın darlık içerisinde olabilirler. Tarihte bunun örnekleri çoktur. Yakın geçmişimizde yaşadığımız “Marmara Depremi”nde 30-40 daire sahibi olanların, depremin olduğu sabah bir ekmek için kuyruğa girdiklerine şahit olmuştuk. Öyleyse varlıklı ve güçlü günlerimizde, muhtaç ve zayıf kişilere yardımcı olalım. Empati yaparak, aç-susuz ve kimsesiz olanları düşünelim. 
Bir tas sıcacık çorbaya, sırtına giyecek bir “aba”ya, başını sokacak bir yuvaya hasret nice insanlarımız var. Açları düşünelim, üşüyenleri hatırlayalım, kimsesizlere kimse olalım.
Her gece gökyüzüne bakarak ağlayan ihtiyaç sahiplerinin gözyaşları hepimizindir. Onların bu hallerini bilip de ağlamayan göze “göz” denir mi? Dağlanmayan yüreğe “yürek” denir mi? Sızlamayan vicdana “vicdan” denir mi?

Alo 153

Dinini, vatanını, milletini ve insanı seven herkes yaşadığı toplumda her türlü iyilik, hayır ve güzelliğin yaygınlaşması, kötülük ve çirkinliklerin de önlenmesi için gayret göstermelidir. Bu nedenle cumhurbaşkanından çobanına, rektöründen öğrencisine, amirinden memuruna, patronundan işçisine, zengininden fakirine, yaşlısından gencine kadar herkes sorumluluğunu yerine getirmelidir.
Sorumluluk alanlarımızdan biri de çevremizde, semtimizde, kentimizde bulunan aç ve biçarelere yardım etmektir. Bu soğuklarda sokakta kalan kardeşlerimiz var. Bu kardeşlerimize yardımcı olmamız, dini ve insani sorumluluklarımızdandır. Yardım edecek varlık ve gücümüz yoksa hemen “ALO 153” ü arayarak bu kardeşlerimizin durumlarını yetkililere bildirerek onların “Barınma Evi”ne götürülmelerini sağlamalıyız.
Dün yazımı kaleme aldığım zaman diliminde Bursa Büyükşehir Belediyesi Sosyal İşler Daire Başkanı Hüseyin Koçak’ı aradım. Bu soğuklarda Bursa sokaklarında aç, biçare, sahipsiz olanların durumlarını sordum. Dün itibariyle (08.01.2015) “Barınma Evi”nde 251 kişinin misafir edildiğini söyleyen Koçak, yapılan ihbarların hepsinin değerlendirildiğini özellikle vurguladı.
Başarılı bir bürokrat olan Hüseyin Kocak çok içten çalışıyor. Özellikle bu konulardaki hassasiyetinden ve samimiyetinden dolayı Koçak’a can ü gönülden teşekkür ediyorum.

Bir tas su veya bir kap yemek

Tüm canlıları insanın hizmetine sunan Yüce Allah, onlardan faydalanmamızı sevgi, şefkat ve merhamet göstermemizi emretmiştir. Müslüman kişi sevgi ve hoşgörü medeniyetinin mimarıdır. Sevgi ve hoşgörü medeniyetinin mimarı olan Müslümanlar, tüm canlılara karşı merhametli olmalıdır. Çünkü İslam dinine göre, her canlının öncelikle yaşama hakkı vardır. Bu yaşama hakkına sahip olan canlılar arasında, hayvanlar da vardır.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), tüm canlılara olduğu gibi hayvanlara da sevgi ve merhamet konusunda çok duyarlı davranmış, bu konuda da insanlığa örnek olmuştur. Hayvanlara şefkat gösterilmesi, bakılması ve korunması konusunda çok titiz davranmıştır. 
 Hayvanın aç ve susuz bırakılması, eziyet edilmesi ve güçlerinden fazla yük vurulması gibi kötü muameleleri hiçbir zaman benimsemeyen Sevgili Peygamberimiz, bu tür davranışlarda bulunanları şöyle uyarmıştır: “Bu dilsiz hayvanlar hakkında, Allah’tan korkun.”
Bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur: “Siz yerdekilere merhametli olun ki, göktekiler (melekler) de size merhamet etsin.” Soğuk ve karlı günler yaşıyoruz. Hayvanlarımız susuzluklarını ve açlıklarını gidermekte zorlanıyorlar. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Peygamber Efendimiz (s.a.s)’i örnek alalım. Hayvanlara sevgi ve merhamet konusunda duyarlı olalım. Onların susuzluklarını ve açlıklarını giderelim.
Yapacağımız işlem çok kolay;
Evimizin veya penceremizin önüne “bir tas su” ve imkanımız varsa “bir kap yemek” koyalım.