Bursa Hakimiyet

Allah’ın engin rahmeti

Hz. Ömer’in naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ashabı bir gazve dönüşünde şöyle bir olaya şahit olmuşlardır:
Allah Resulü (s.a.v.)’nün huzuruna bir gazvenin ardından bir grup esir getirilmişti. Bu esirler arasında bir de kadın vardı. Bu kadıncağız, telaşla diğer esirler arasında kaybettiği yavrusunu aramaktaydı. Derken kendi çocuğunu buldu ve onu kucaklayıp göğsüne bastıktan sonra emzirmeye başladı. Bu tablo karşısında Allah Resulü, yanında bulunanlara “Bu kadının çocuğunu ateşe atacağına inanır mısınız?” şeklinde bir soru yöneltti. Oradakiler “Hayır!” cevabını verdiler. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi (s.a.v.), Rabbimizin kullarına olan rahmetinin genişliğini anlatmak için O’nun kullarına olan rahmetiyle annenin yavrusuna olan rahmetini şöyle bir benzetmeyle dile getirdi: “Bilin ki, Allah’ın kullarına olan rahmeti, bu kadının çocuğuna olan şefkat ve merhametinden daha fazladır.”

Hakka razı olma

Kainatın en üstün ve en şereflisi olarak yaratılan insan, hem dünyasını hem de ahiretini kazanmak mecburiyetindedir. Bu nedenle, Müslüman, dünyası için çalışacak fakat dünyanın esiri olup ahirete hazırlanmayı ihmal etmeyecektir. 
Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise, Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha layıktır.” (Kehf 46)
Müslüman yeme, içme ve servet kazanma hususunda aşırıya kaçmamalı, hakka razı göstermeli ve doğru yolu seçmelidir. Hakka razı olmak, elinden gelen gayreti sarfettikten sonra, başkalarının hak ve kısmetine göz dikmeden gönül huzuru içinde yaşamaktır. Hakka razı olmak, bitmez bir hazine, tükenmez bir servet, gerçek bir zenginliktir. 
Peygamberimiz (s.a.v.), dünya servetlerine aldanmayı, dünyevi kazançları gaye edinmeyi, sadece sözleriyle önlemeye çalışmamış; bizzat kendi yaşantısı ile de bu konuda örnek olmuştur. Peygamberimiz (s.a.s), istediği her şeyi bulma imkanı varken, dünya hususunda mütevaziliği, kanaatkarlığı ve elde olanla yetinmeyi hiçbir zaman terk etmemiştir. Hz. Aişe validemiz (r.a.) şöyle der:
“Resulullah (s.a.v.),         peşpeşe üç gün doyasıya yemek yememiştir. İsteseydik biz de doyabilirdik. Fakat Allah Resulü (s.a.v.), diğer ihtiyaç sahiplerini kendisine tercih ederdi.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), asıl zenginliğin mal çokluğu ile değil, kalp zenginliği ile olduğunu belirterek, Müslüman olup yetecek kadar malı olan ve Allah’ın verdiğine razı olan kimselerin kurtulacağını haber vermektedir.

Rızık

İnsanın yediği, içtiği, kullandığı, faydalandığı her şeye rızık denir. İnsanı yaratan, yaşatan ve rızık veren Allah’tır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de buyrulur ki: “ Allah, (O yüce varlıktır) ki sizi yaratmıştır, sonra da rızıklandırmıştır. Sonra O hayatınızı sona erdirecek, daha sonra da sizi (tekrar) diriltecektir.” (Rum-40)
Rezzak sıfatının sahibi Allah’tır. İnsanın ve bütün canlıların rızkını veren Allah, vereceği rızkı çalışma kuralına bağlamıştır. İnsana çalışarak rızkını araması ve elde etmesi emredilirken, Allah’ın lütfettiği rızıktan fakir ve yoksul olanlara da infak edilmesi emredilmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “Herhangi birinize ölüm gelip de “ Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!” demesinden önce, size verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.” (Münafıkun 10) buyrulmaktadır.
İnsanın kendi yediği, içtiği ve kullandığı her şey rızık olarak kabul edildiği gibi Allah yolunda hayır olarak başkalarına verdiği de rızık olarak kabul edilmektedir. Zira onların faydalarını da ahirette sevap ve mükafat olarak alacaktır. 
Yenilen içilen faydalanılan her şey rızık olduğuna göre haram da rızıktır. Ancak haramda Allah’ın rızası yoktur. O bakımdan haram yiyen büyük günah işlemiş olur. Haramlığını inkar ederse küfre girmiş olur. Zira Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Size rızık olarak verdiklerimizin temiz (helal) olanlarından yiyin. Bu hususta aşırı da gitmeyin,  yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabımda kimin üzerine inerse, o muhakkak helak olmuş demektir.” (Tâhâ 81)
Allah, her canlı gibi insanın da rızkını takdir etmiştir. Ancak onu arayıp bulmak, elde etmek insana bırakılmıştır. Başka bir deyişle, rızkını kazanmak için gerekli çalışmayı göstermek kula, rızkı yaratmak ise Allah’a aittir: “Yeryüzünde yaşayan her canlının rızkını yalnızca Allah vermektedir…” (Hûd 6)
Rızık Allah’tandır: Alemde tek rızık veren ve yaratan Allah’tır. Bunun için Allah’ın güzel isimlerinden biri olan Rezzak (rızık veren) ismi Kur’an’da sadece Allah için kullanılmıştır. Rızkı veren Allah, rızka ihtiyacı olanlar ise, bütün canlı varlıklardır. 
İnsan helal yolu seçerek rızkını kazanmalıdır. Çünkü Allah Teala, insanın haram yoldan rızık elde etmesini asla istemez. Haramdan şiddetle sakındırır ve haram yiyenleri mutlaka cezalandıracağını belirtir. Allah, helal rızık yemeyi emretmiş, haram olanı da yasaklamıştır: “Artık Allah’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıktan yiyin…” (Nahl 114)