Bursa Hakimiyet

Anne hakkı

İbni Ömer (r.a)’den rivayet edildiğine göre;
Allah Resulü (s.a.s) şöyle buyurdu: “Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya, mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:
– Yaptığımız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka bizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz, dediler. 
İçlerinden biri söze başlayarak:
– Allah’ım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum. Hepsinin ücretini verdim. Biri ücretini almadan işten ayrıldı. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet oluştu. Bir gün bu kişi çıkageldi. Bana: 
– Ey Allah’ın kulu! Ücretimi ver, dedi. Ben de ona: 
– Şu gördüğün sürüler senindir, dedim. Adamcağız: 
– Ey Allah kulu! Benimle alay etme deyince, seninle alay etmiyorum diye cevap verdim. Bunun üzerine o, geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü. 
Rabbim! Şayet ben bunu senin rızânı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al, diye yalvardı. Kaya biraz aralandı, fakat çıkılacak gibi değildi. 
Bir diğeri söze başladı:
– Allah’ım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar seviyordum). Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona 120 altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman: “Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme!” dedi. En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım. 
Allahım! Eğer ben bu işi senin rızânı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi. 
Üçüncü kişi:
– Allah’ım! Benim çok yaşlı annemle babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün bir iş nedeniyle evden ayrıldım. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemedim. Süt kabı elimde uyanmalarını bekledim. Şafak vaktine yakın uyandılar ve sütlerini içirdim. 
Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızânı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler.”

ALKAMA (r.a)

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) zamanında Alkama adında bir sahabe vardı. İbadet ve taat üzere yaşardı. Bir gün hastalandı. Dili tutulmuştu ve Kelime-i Şehadeti söyleyemiyordu. Resulullah’a haber verdiler. Resulullah Efendimiz (s.a.s):
“Alkama’nın annesi babası var mı?” buyurdu. Yaşlı bir annesinin olduğunu söylediler. Alkama’nın annesi ile görüşen Sevgili Peygamberimiz: “Alakama’ya ne oldu? Alkama sana karşı nasıldır?” buyurdu. Annesi şöyle dedi: “Ya Resulallah! Alkama çok iyi bir insandır. Hep ibadet ve taat üzeredir. Ama bir konudan dolayı ben ondan razı değilim”
Allah Resulü (s.a.s): “Oğluna hakkını helal et de dili açılsın” buyurdu.
Alkama’nın annesi: “Ey Allah’ın Resulü! O’na çok kırgınım. Benim hakkıma çok riayetsizlik etti. Hakkımı helal etmem” dedi.
Resulullah Efendimiz (s.a.s): “Ey Bilal! Etraftan odun toplayın. Alkama’yı yakacağız. Çünkü annesi ondan razı değil” buyurdu.
Bu sözleri duyan Alkama’nın annesi:
“Ya Resulallah! Benim oğlumu, gözlerimin önünde mi yakacaksınız? Kalbim buna nasıl dayanabilir?” deyince, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “Cehennem ateşi, dünya ateşinden çok daha kızgın ve yakıcıdır. Sen ondan razı olmadıkça, onun hiçbir taati makbul değildir” buyurdu.
Alkama’nın annesi:    
“Ya Resulallah! Ben oğlumdan razı oldum. Hakkımı helal ettim” dedi ve gitti. Evine gittiğinde, Alkama’nın Kelime-i Şehadet getirdiğini duydu. Alkama’nın dili açılmıştı. Alkama aynı gün vefat etti. Cenaze namazını Allah Resulü kıldırdı.
NOT: Mayıs ayının ikinci pazarı “Anneler Günü” olarak kutlanıyor. Bir Müslüman için her gün “Anneler Günü”dür. Anneler Gününüz kutlu olsun…