Bursa Hakimiyet

Cehaletin korkusu kadındır

Cehalet, kadından çok korkar. Çünkü kadın öğrenirse, çocukları öğrenir. Kadın öğrenirse, toplum öğrenir. Öğrenen toplum, yükselir. Yükselen toplum, öncü ve örnek olur.
Kadınlar geleceğimizdir. Bir toplum kadınların ellerinde yükselir veya onların elleriyle alçalır. Kadınlarımız sağlam karakterli olmalıdırlar. Vicdani ve medeni olmalıdırlar. Bilimle donanımlı olmalıdırlar. Kadının duruşu, terbiyesi, sözü, özü insani ve İslami olmalıdır. Böyle bir kadını cehalet sevmez ve istemez.
Semtimizde, kentimizde, ülkemizde, dünyamızda kadınlara karşı yapılan şiddet ve zulümleri görüyor ve duyuyoruz. Haliyle üzülüyor ve çözümler arıyoruz. Kocasının zulmünden can havliyle kendisini sokağa atıp, sığınacak yer arayan kadınlarımız var. Küçük yaşta zorla evlendirilen hatta küçük yaşta anne olan çocuk gelinler var. Çektikleri sıkıntıları dışa yansıtmayan yüzlerce kadın var. Yaşadıkları şiddet ve zulümleri bağrına basan binlerce sessiz kahır çeken kadın var.
Ortada bir zulüm var. Haksızlık var. Kadını hiçe sayma var. İnsana, imana, vicdana, İslam’a sığmayan zulümler var. Bu zulümleri yapanlar ekseriyetle erkekler. Ama bu erkekleri yetiştirenler ise kadınlar. Bu nedenle anneler iyi yetişmeli, din ve bilimle donanmalılar ki, geleceğin babalarını ve annelerini iyi yetiştirsinler.
Din ve bilimle donanan bir kadını cehalet asla sevmez ve istemez. Çünkü din ve bilimle donanan bir annenin çocuğuna telkin ve terbiyesi İslami olur. 
Din ve bilimle donanan bir kadını cehalet sevmez ve istemez. Çünkü böyle bir kadın, çocuğuna örnek olur, eşine iyi davranır, başkalarının hak ve hukukuna önem verir ve özen gösterir. Kul ve kamu hakkı yemez. Başkasına söz ve fiili şiddet uygulamaz. Merhametlidir. Güvenilirdir. Milli ve manevi değerlerine bağlıdır. Böyle bir kadın için KUR’AN, EZAN, VATAN, BAYRAK uğruna ölünecek değerlerdir. 

Örnek bir kadın

Bilecik istasyonunda bir askeri trenin hareket etmesi için son hazırlıklar yapılmaktadır. Yolculuk Çanakkale’yedir. Aslında şehadetedir..! Beli sanki rükuda gibi bükülmüş, elindeki bastona dayanmış bir vaziyette sırtında bir torba olan yaşlı bir kadın evladını cepheye uğrulamak için tren istasyonuna gelmiştir.
Yaşlı kadının birini aradığını fark eden komutan sordu:
Ana birini mi arıyorsun?
Oğlum Hüseyin’i arıyorum. Söğüt’ün Akgünlü köyünden Mahmut oğlu Hüseyin. Ona bir çift sözüm olacak.
Komutan vagonlara koştu. Künyeyi okudu. Bir ses duydu: “Emret komutanım, ben Söğüt Akgünlü’den Mahmut oğlu Hüseyin”
Gel oğlum, anan gelmiş seni görmek istiyor. Sana bir çift lafı varmış!
Asker hemen vagondan bir ok gibi fırlayarak anasına koştu. Anasının hürmetle elini öptü. Sarılıp kucaklaştı ve koklaştılar! Yaşlı anne ciğerparesi yavrusuna sımsıkı sarıldı. Oğlunu  öptü kokladı. Bu durum defalarca sürdü. Yaşlı kadın gözlerini oğlunun gözlerine dikti ve şu sözleri söyledi:
“Ey oğlum, yavrum, Hüseyin’im! Beni iyi dinle. Baban, dayın ve ağabeylerin Çanakkale’de şehit oldular. Son yiğidimsin sen. Son yongamsın sen. Eğer KUR’AN çiğnenecekse, EZAN dinecekse, BAYRAK inecekse, VATAN elden gidecekse ÖL ama geri gelme. Yoksa sütüm sana haram olsun!”
Hüseyin bu sözleri hürmetle dinledikten sonra annesinin elini defalarca öptü, helalleşti ve komutanını selamlayarak trene bindi.
Komutan şahit olduğu bu konuşma karşısında çok duygulanmıştı. Yaşlı kadın ailesindeki bütün erkekleri şehit vermişti. 
Komutan yaşlı kadına başsağlığı diledikten sonra dedi ki: “Köyünüzde hiç erkek kaldı mı?”
Yaşlı kadın tarihin sayfalarına altın harflerle yazılan şu cümleleri söyledi:
“Evladım, bizi beğenemedin mi? Köyümüzdeki kadınların her biri aynı zamanda bir erkek! Evvelden nasılsak, yine öyleyiz. Hiçbir işimiz aksamıyor. Bağrımıza kara taş bağladık. Düşman mağlup oluncaya, bu cennet vatandan namahrem eli çekilinceye dek dayanacağız.”