Bursa Hakimiyet

Hayırda yarışmak

Hayat sürekli bir meşguliyetten ibarettir. Zaman, ömür sermayesinden olduğu için paha biçilemeyecek bir hazinedir. Bu kıymetli hazineyi öyle işlerde değerlendirmeliyiz ki, hayatımızın bir anlamı olsun.
Müslüman, hayır ve hizmet adamıdır. Müslüman boş duramaz. Zamanını boş ve anlamsız geçiremez. Boş duran insanı, şeytan boş bırakmaz. Şeytan, insanı harama ve günaha sürükler.
İnsanı hayır yoluna sevk eden iman ve ihlastır. İnsanı şerre sevk eden ise, nefis ve şeytandır. Nefsinin ve şeytanın tuzağına düşmek istemeyen bir Müslüman; her zaman hayır düşünmeli, hayır konuşmalı ve hayırla meşgul olmalıdır. Hayatını hayırla dolduran insanlarda, şer yer bulamaz.
Her Müslüman kendi imkan ve şartlarını dikkate alarak, hayırda yarışa girmelidir. Yüce Allah’ın “Hayırda yarışın” emri gereğince, her Müslüman hayırda yarış içinde olmalıdır. Genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşmalıdır! Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olan, genişliği göklerle yer arası kadar olan cennete koşun.” (Al-i İmran-133)

Hayır işlerinde acele etmek

İnsan iki nimetin kıymetini bilmemektedir: “Sağlık ve boş vakit.”
Müslüman’ın bugünü dünden, yarını da bugününden faydalı ve kârlı geçmelidir. İnsan sağlıklı iken, eli ayağı tutuyor iken hayırlı işlerde acele etmelidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “Faydalı işler görmekte acele ediniz” buyurmuştur.
Halk arasında söylenen: “Elin ermediği, gözün görmediği” zaman gelmeden, faydalı işlerde adeta koşturmalıyız. Ayrıca bugün zengin olan, yarın fakir olabilir. Bugün sağlıklı olan, yarın hastalık sahibi olabilir. Bugün yaşayan, yarına çıkamayabilir. Bu gerçeği Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
“Yedi (engelleyici) şey (gelme)den önce iyi işler yapmakta acele ediniz” buyurarak şu yedi şeye dikkatlerimizi çekmiştir:
“Unutturan fakirlik, 
Azdıran zenginlik, 
Perişan eden hastalık,
Saçma sapan konuşturan ihtiyarlık,
Ansızın geliveren ölüm,
En şerli ve tehlikeli kıyamet alameti olan Deccal,
Sıkıntısı ve acısı dayanılmaz olan kıyamet.” 

Sahabe-i Kiram, Allah yolunda infak ve hayırda birbirleriyle yarışırlardı. Bu konuda Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer arasındaki tatlı rekabet, bizler için çok önemli bir örnektir.
     Bir gün Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.s), herkesin elinden geldiğince sadaka vermesini istedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) “Bu sefer Ebubekir’i geçmeliyim” diye düşündü. Malının yarısını getirip, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’e teslim etti. Resulullah (s.a.s): “Ailene ne bıraktın?” diye sordu. Hz. Ömer, getirdiği kadarını da ailesine ayırdığını söyledi. Biraz sonra Hz. Ebubekir geldi. Malının hepsini getirmişti. Resulullah (s.a.s): “Ailene ne bıraktın?” diye sordu. Hz. Ebubekir: “Onlara Allah ve Resulü’nü bıraktım” cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer, Hz Ebubekir’e: “Bundan sonra seninle asla yarışmam” dedi.

İnsan ölümsüzleşebilir mi?

İnsan elbette ölümsüzleşir. Peki nasıl?
İnsan eser bırakmakla ölümsüzleşir! Servetleriyle İslam ve insan için çalışanlar ölümsüzdürler! İnsan ölür ama eseri yaşar. Böylece insan ölümsüzleşmiş olur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki:
“İnsanoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç kişi bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye yapanlar, topluma faydalı bir ilim bırakanlar, kendilerine hayır ve dua eden evlatlar yetiştirenler.”
 Söz söylerken hayırlısını söyleyelim. Hep veren el olalım. Cömertlik şiarımız olsun. Hayır işlerinde başkalarıyla yarış içinde olalım. Rabbimiz hayır işinde yarışmamızı emrediyor ve buyuruyor ki: “…Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde/hayırlarda yarışın.” (Maide-48)
Sonuç olarak;
Hayırda yarışmak, Allah katında kişiyi öne çıkaran özellikler arasındadır. Kur’an-ı Kerim’de buyruluyor ki:
“İşte onlar (müminler) hayırlı işlerde yarışırlar ve o uğurda öne geçerler.” (Müminun 61)