Bursa Hakimiyet

Haz ve hırsın peşinden koşmayın

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki; bir tarafta açlık ve yokluk içinde yaşam mücadelesi verenler, diğer tarafta sorumsuz ve ölçüsüz bir biçimde tüketenler. Bir tarafta bir tas sıcak çorbaya hasret kimsesizler, diğer tarafta bitmek bilmeyen istek ve arzuları için yaşayanlar. Bir tarafta endişe içinde yaşayanlar, diğer tarafta hazzın ve hırsın peşinden koşanlar.
Bir tarafta helal-haram demeden hazzın ve hırsın alabildiğine kuşattığı bir konforlu yaşam tarzı, diğer tarafta tek kaygısı evine ekmek parası götürmek olan insanlar. Bir tarafta meşru olup olmadığına bakmaksızın bir damla alın teri dökmeden kolay yoldan zengin olmak isteyenler, diğer tarafta gecesini gündüzüne katıp bir helal lokma uğruna alın teri dökenler.
Haz ve hırs adeta gözlerimizi köreltmiş, aklımızı ve kalbimizi çürütmüş durumda. Öyle ki; para gelsin de nereden gelirse gelsin anlayışı çoğumuzun hayatına hakim vaziyette. Kazandığımız paranın helal mi yoksa haram mı olup olmadığına bakmaz olduk.
Maddi açıdan yükseliyoruz gibi görünüyoruz ama manevi açıdan tükeniyoruz. Kazandığımızı zannediyoruz ama kaybettiğimizin hiç farkında değiliz. 
Oysa ki; İslam’ın öğretileri ve Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in örnek hayatı bizlere alın teri dökmeyi, emek sarf etmeyi emreder.
Yüce Rabbimizin “İnsan için ancak kendi çalıştığının (karşılığı) vardır.” (Necm-39) ayeti ile Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’in “Kişi, elinin emeğinden daha hayırlı bir şey asla yememiştir” hadisi, kişinin emeğinin ve çalışarak hayatını kazanmasının önemini zikretmektedir.
Gerçek zenginlik mal çokluğunda değil, gönül tokluğundadır. Bir insanın alın teri, göz nuru, nasırlı elleri kazancının "helal" olduğunu müjdeler. Bu müjde kişiyi, kanaat ve şükür hazinesiyle zenginleştirir.
Haz ve hırsın peşinden koşarak dünya mülküne sahip olmak isteyenlerin kurtuluşları ancak mülkün gerçek sahibini bulmalarıyla mümkündür.

Firavun hastalığı = KİBİR

Kibir, şeytanın vasıflarındandır. Firavun hastalığıdır. Cennete girmekten alıkoyan bir düşmandır. Kibir hakkında çok sayıda ilahi ikaz vardır. İkazların hepsi insanı adeta silkelemektedir.
Çoğumuz "Tekasür" suresini ezbere biliriz. Surenin ilk ayeti "Elhakümü't-tekasür" dür. "Çoklukla övünmek sizi oyaladı" anlamındadır. Ayetten anlamamız gereken şudur ki: Makam, mevki, şan, şöhret, servet, şehvet peşinde koşmak aldatıcı, mahvedici, yıkıcı, yok edici ve oyalayıcıdır. 
Mana büyüklerimize göre şan, şöhret, servet ve şehvet gibi haller "maneviyatın kanseri"dirler. İnsanın en büyük ve en tehlikeli düşmanı nefsidir. İnsanın nefsi bazen öyle galeyana gelir ki, dağları kendisinin yarattığını zannedecek kadar kibirlenir. Kendisinin bir sudan yaratıldığını unutan insan, tarifi olmayan böbürlenme ve büyüklenme uçurumuna yuvarlanır.
İnsan kendisinde oluşan "benlik ve kibir dağları"nı yıkmalıdır. Kendisinin olduğunu zannettiği her şeyin sahibinin ALLAH olduğunu hiçbir zaman unutmamalıdır. Varlığın gerçek sahibi asla kişinin kendisi değildir. Mal ve mülkün tamamı ALLAH'ındır. Mal ve mülk insana bir emanet ve imtihan sebebidir. İnsana düşen görev; kendisine emanet edilen mal ve mülkü, gerçek sahibi olan ALLAH'ın rızası istikametinde değerlendirmektir.

Bayılmak abdesti bozar mı?

Aklın algılama gücünü gideren şeylerle abdest bozulur. Az veya çok süre zarfında bayılmak, çıldırmak ve sara nöbeti gibi hallerde abdest bozulur. Bu durumda olanlar, yaptıklarını bilmedikleri veya kendilerinden meydana gelen şeyleri bilmedikleri için abdestleri bozulmuş olur.

Günün duası

"Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız sensin." (Al-i İmran-8)