Bursa Hakimiyet

Hepimiz, aynı sarayın kapı kullarıyız

Türk Milleti’nin ilim, irfan ve ahlak bahçesinde her zaman çok sayıda âlimler ve gönül mimarları yetişmiştir. Bunlardan biri de 30 Eylül 1207’de Belh’te dünyaya gelen büyük Türk mütefekkiri ve şairi Mevlana Celaleddini Rumi’dir.
Mevlana; din, dil, ırk ve sınıf farkı gözetmeden bütün insanlığı kucaklayan, samimi davranış ve güler yüzüyle gönlünü herkese açan, çok sayıda talebe yetiştirip pek çok eserler yazan, yaktığı sevgi ve hoşgörü meşalesiyle de tüm insanlığa ışık olan büyük bir alim, fikir adamı, şair ve gönül sultanıdır. 
Pek çok eseri bulunan Mevlana’nın en çok bilinen ve okunan eserlerinin başında Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat ve Rubailer gelir.
Mevlana’nın en büyük özelliği “aşık” olmasıdır. Mevlana; Allah’a aşıktır. Gönlü Allah aşkıyla yanar. Hem de öyle bir aşk ki, İlahi aşkın uçsuz bucaksız denizinde “şekerin suda eridiği gibi” erimiştir. 
Mevlana’nın insana bakışı baş döndürücü güzelliktedir. Allah’a olan aşkından dolayı, yaratılan her şeye özellikle de insana sevdalıdır. Ona göre “Kainattaki her şeyden maksat insandır. İnsandan maksat ise Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’dır.”
İnsanı “Hak nuru”ndan bir parça olarak gören Mevlana’nın sevgisi sadece Müslüman olana değil, din ayrımı yapmaksızın herkesedir. Şöyle der: “Bütün insanlar, aynı sarayın kapı kullarıyız.”
Mevlana hayatı boyunca hiç yıkıcı değil, hep yapıcı olmuştur. Ve “biz ayırmaya değil birleştirmeye geldik.” demiştir. İnsanlara güzel ahlakı ve benlikten arınmayı adeta nakış nakış işlemiştir. Bir sözünde der ki: “Madem Peygamberimiz (s.a.v.) ‘mümin müminin aynasıdır’ buyurdu, ne diye aynadan yüz çeviriyoruz?”
Mevlana bütün insanlığı Allah’a kulluk etmeye davet etmiştir. Namaz ibadetinden asla taviz vermeyen Mevlana, oruç ibadetini de “göğe merdivensiz çıkmak” olarak tanımlar.
Mevlana Allah’ı çok zikretmeyi öğütler. Çünkü kişi, sevdiğini zikreder. Allah’ı seven de Allah’ı zikreder. 
Mevlana Hazretleri çok güzel sözler söylemiştir. O’nun sözleri asırlarca sadece Müslümanlar’a değil, Müslüman olmayanlara da ışık olmuştur. Bazıları şunlardır: “Sevgide güneş gibi, ayıpları örtmede gece gibi, tevazuda toprak gibi, cömertlikte akarsu gibi ol, ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol.”

Güneş batıdan doğacaktır!

Bugün dünyamızda kan gövdeyi götürüyor. Annesinin kokusuna doyamadan kurşunlanan bebeler, yavrusunu doya doya koklayamadan öldürülen anneler, namusunu korurken atılan bombayla veya kurşunla vücutları delik deşik olan babalar…
Mevlana’nın beslendiği kaynaklar, Kur’an ve Sünnettir. Kur’an ve Peygamberimiz (s.a.s)’den beslenen Mevlana’nın insana bakışı tamamen din eksenlidir. 
Kur’an-ı Kerim’e ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e olan sevgisini, Mevlana şu sözleriyle anlatır: “Canım tende olduğu sürece Kur’an’ın kölesiyim. Muhammed Mustafa (s.a.s)’nın ayağının tozuyum.”
 Batılılar başta olmak üzere dünya Mevlana’nın eserlerini okuyorlar ve kendi dillerine çeviriyorlar. Ah bir de Mevlana’nın beslendiği kaynaklar olan, Kur’an ve sünneti okusalar, anlasalar ve yaşasalar! İşte o zaman, insan öldüren silahları icat eden ilim adamları (!) değil, insan kurtaran Mevlana’lar yetişecek ve yetiştirilecektir. 
Eğer bugün güçlü olanlar Mevlana’nın beslendiği kaynakları okusalar; “binlerce mazlum ve Müslüman” öldürülmeyecektir.
Dünyanın çok acilen Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bayram ayarında söz ve gönül sultanlarına ihtiyacı vardır.
İnsan yok eden silahları icat eden ilim adamları(!)nın çirkin ve vahşi hesaplarını, insan kurtaran gönül adamları bozacaktır. Galip gelenler “söz ve gönül erleri” olacaktır. Belki biz göremeyeceğiz ama ömrü olanlar göreceklerdir.
Gün gelecek ve bir gün; “güneş batıdan  doğacaktır!”

Kendini bilen, Rabb’ini bilir

11-17 Aralık tarihleri arası “Mevlana Haftası”dır.
Hafta münasebetiyle şehrimizde, ülkemizde ve yurt dışında çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Şehrimizde geçtiğimiz Cumartesi günü Yıldırım Kent Konseyi Kültür Sanat Çalışma Grubu’nun düzenlediği “Mevlana” konulu etkinliğe katıldım.
Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenen program, okuduğum Kur’an-ı Kerim ile başladı. Programın konuşmacısı Kestel Müftüsü Mustafa MESTEN idi. Müftü MESTEN bey, konuşmasında Yunus Emre’den, Yavuz Sultan Selim’den, Şems-i Tebrizi’den, İsmail Hakkı Bursevi’den sözler ve beyitler okuyarak konuya ayrı bir renk kattı. 
Tasavvuf Musikisi ve Sema gösterilerinin de olduğu program yaklaşık üç saat sürdü. Programı şu sözle özetliyorum: “Kendini bilen, Rabb’ini bilir.”