Bursa Hakimiyet

Huzur ve barışın formülü

İnsanoğlu sosyal ve sorumlu bir varlıktır. İnsanın hem kendisini yaratan Yüce Allah’a karşı hem de başta insanlar olmak üzere diğer canlılara karşı bazı görev ve sorumlulukları vardır. İnsanın görev ve sorumluluklarından biri de, başkalarının derdiyle dertlenmektir.
İslam dini insanlardan oluşan toplumu, tek vücut olarak kabul eder. Vücudumuzun bir yeri rahatsız olduğunda, nasıl ki vücudumuzun tamamı rahatsız oluyorsa, bir kardeşimizin başına bir sıkıntı geldiğinde de hepimiz rahatsız olmalı, onun derdine derman olmalıyız.
Kur’an-ı Kerim’de: “Hayır ve iyilikte birbirinizle yarışınız…” (Maide-48) diye buyuran Allah, bir başka ayeti kerimede de “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz” (A’raf- 31) diye emretmiştir.
Ramazan ayı münasebetiyle yardımlaşma, dayanışma, paylaşma duygularımız daha da yoğunlaşır. Dertlere, gözyaşlarına ortak olma arzularımız artar. Açlık, yokluk ve yoksulluk içinde kıvranan insanlarımızın feryatları vicdanlarımızda yankılanır. Bu vesileyle de fakir fukara, garip guraba, yetim ve öksüzlerin dertlerine derman, yaralarına merhem olmak için azami gayret gösteririz. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “Müslümanların derdini kendine dert edinmeyen onlardan değildir” buyurmuştur.
Öncelikle çevremizdeki sonra da yeryüzündeki muhtaçları düşünmek ve yardımlarına koşmak hepimiz için dini bir vecibedir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ‘in “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadis-i şerifi biz Müslümanlara bir misyon yükler. Bu misyon sayesinde açlık, yokluk, yoksulluk içerisinde yaşayanları arar buluruz. “Tok açın halinden anlamaz” sözü özellikle ramazanda değer bulmaz. Bu misyon bize çölde su, açlıkta ekmek olmamızı emreder.
Müslüman merhamet ve ikram sahibidir. Bu nedenle sadece senede bir ay değil, her ay şefkat ve merhamet ellerini hizmete hazır bulundurmalıdır. Müslüman “alan el değil, veren el” olma yarışına girmelidir. Sadece ramazan ayında değil, senenin her ayında yetim ve öksüzleri sevindirmeli, yoksulları güldürmeli, fakir ve kimsesizlerin elinden tutmalıdır.
Küçücük bir tebessüme ve şefkatle bakan bir çift göze hasret nice insanlarla aynı sokak, mahalle, kent ve ülkede birlikte yaşıyoruz. Biz Müslümanlar olarak açlara çorba, üşüyenlere aba, susayanlara da ab-ı hayat olmalıyız. Düşeni doğrultup, ağlayanı güldürmek Müslüman’ın görevlerindendir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “Sizler yerdekilere merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet etsin” buyurmuştur. Bir başka hadis-i şerifte de: “İnsanlara merhamet etmeyene, Allah merhamet etmez” buyrulmuştur. 
Müslüman yaşadığı sokağın, semtin, kentin, ülkenin ve dünyanın huzur, güven ve barışı için çalışandır. Dünyanın huzur, güven ve barış içerisinde olmasının formülü var mıdır? Elbette vardır. Formül şu hadisi şeriftir:
“Kendi nefsiniz için istediğinizi başkaları için de isteyiniz. Kendi nefsiniz için istemediğinizi başkaları için de istemeyiniz.”