Bursa Hakimiyet

İlahi denetim

“(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı her türlü edepsizlik ve çirkinlikten, haram ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebut 45)
Ayette yüce Allah, Peygamberimiz (s.a.s)’in şahsında müminlere Kur’an okumayı ve namaz kılmayı emrediyor. Namazın insanı dinin çirkin ve kötü gördüğü şeylerden alıkoyacağını bildiriyor.
Müminler, her hâl ve şartta namazlarını kılmak zorundadırlar. Hiçbir şey; iş, ticaret, görev, meşgale ve mazeret mümini namazdan alıkoyamaz. Kadınların özel halleri, bayılmak, uyanamamak ve unutmak gibi durumlar hariç namaz kılmamanın hiçbir mazereti yoktur. 
Namaz konusu o kadar önemli ve ciddidir ki, en zor şartlarda bile namaz terk edilemez. Vereceğim bazı örneklerle konuyu daha da açıklamaya çalışacağım:
Mesela; namaz için abdestli olmak şarttır. Su bulamayanlar “abdest almak için su yok” diye bir bahane üretemezler. Su bulamayanlar, teyemmüm yapmak suretiyle yine de namazlarını kılmalıdırlar. Kur’an-ı Kerim’de buyuruluyor ki:
“Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınızı mesh edip her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.” (Mâide-6) 
Mesela; bir tehlikeden dolayı namazı terk etmek mi istiyorsunuz? Edemezsiniz. Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilmektedir:
“Eğer (bir tehlikeden) 
korkarsanız, namazı yaya olarak veya binek üzerinde kılın. Güvenliğe kavuşunca da, Allah’ı, daha önce bilmediğiniz ve onun size öğrettiği şekilde anın (namazı normal vakitlerdeki gibi kılın).” (Bakara-239)
Mesela; cephede misiniz? Savaş meydanında düşmanla şiddetli bir çatışma halinde misiniz? Yine namazı terk edemezsiniz. Peygamber Efendimiz (s.a.s) savaş esnasında bile namazı terk etmemiştir (Hendek savaşında kılamadığı namaz olmuştur). Yüce Allah (c.c) buyuruyor ki:
“(Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (müminlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekat kıldıklarında) diğer kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle birlikte kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. İnkar edenler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyalarınızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar…” (Nisa-102)
 Mesela; zaruret halinde misiniz? Namazı terk edemezsiniz. Zaruret ve ihtiyaç halinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını öğle veya ikindi, akşam veya yatsı vaktinde birleştirerek yine de namazı kılmak gerekmektedir.
Mesela; ayakta durmaya gücünüz yetmiyor mu? Hasta mısınız? Yine namazı terk edemezsiniz. Kur’an-ı Kerim’de buyruluyor ki:
“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken ALLAH’ı anarlar…” (Al-i İmran-191)
Namaz bir mümine ağır gelmemelidir. Bir mümin namazlarını büyük bir aşk, heves ve zevkle kılmalıdır. Kur’an-ı Kerim’de buyruluyor ki:
“…Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.” (Bakara-45)
Beş vakit namazını kılanlar, Allah’a kulluk etmiş ve O’nun rızasını kazanmış olurlar. Kılmayanlar da büyük günah işlemiş olurlar. Namaz hafife alınamaz. Namazın farz oluşunu inkar etmek ise insanı dinden çıkarır.