Bursa Hakimiyet

İnsan

Allah’ın yarattığı her şey en güzel şekilde yaratılmıştır. Zira yaratan ALLAH’tır. Allah muhakkak ki en güzel şekilde yaratır. Allah’ın yarattığı bir şeyin benzerini bile yapmak imkânsızdır.
Allah’ın yarattığı en mükemmel varlık insandır. Bu gerçeği Yüce Allah: “Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık” (Tin-4) ayeti ile zikreder. Ayette geçen “ahsen” en güzel anlamındadır.
İnsanın makamının “Ahsen-i takvim” olduğunu beyan eden Yüce ALLAH, insanın yaratılışına ayrı bir ehemmiyet vermiştir. İnsan “Ahsen-i takvim” mertebesinde yaratılmış olduğu halde, kendi yaptığı yapacağı çirkinlikler ile “esfele-i safilin” derecesine düşer.
Nedir esfele-i safilin? Aşağıların en aşağısıdır. Yani hayvandan daha hayvan…
En aşağı düşen de insandır, en yükseğe çıkan da insandır. En aşağılara düşen insan, hayvanlardan daha hayvan; en yükseklere çıkan insan ise meleklerden daha üstün ve yücedir!
İnsanoğlu mucizevi bir yaratılış harikasıdır. Yüce ALLAH hikmeti gereğince Hz. Adem (a.s)’ı “ahsen-i takvim” olarak yaratmış ve ona isimleri, ilimleri ve bütün güzellikleri öğretmiştir.

İnsan, kâinatın en kıymetlisidir

Kâinat büyük bir ağaç misalidir. Meyvesi ise insandır.
Her ağaç meyvesine göre isimlendirildiği gibi, insanda yaptığı işlerle bilinir ve anılır. Mesela; ceviz ağacının ismi, dalındaki cevizden dolayıdır. Şeftali ağacı ismini, dalındaki şeftaliden alır.
İnsan da ahlakına ve yaptığı işlere göre isimlendirilir. Mesela; kumarbaz ismi, kumar oynayan kişiye verilir. Alkolik ismi, alkol bağımlısı olana söylenir.
Efendi ve/veya güvenilir adam da ismini, terbiyesinden ve emin oluşundan alır. 
Kâinatın hakiki meyvesi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’dır. İnsanlar arasında en mükemmel meyve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’dir. Allah Resulü (s.a.s)’nün yolunda yürüyen ve sünnetine uyan bir insan da, kâinatın güzel meyvelerinden olur. Aksi halde çürümüş, pörsümüş, kokuşmuş, bozulmuş meyve olur.
Çürümüş, pörsümüş, kokuşmuş, bozulmuş meyvenin dalında bulunduğu ağaca faydası yoktur. İnsanın da tembelinin, kindarının, kibirlisinin, enaniyetlisinin ne kendisine ne de kâinata faydası yoktur.
İnsanı insan yapan, “İMAN”dır. İnsan eğer “Ahsen-i takvim” derecesine yükselmek istiyorsa, önce iman cevherine mutlaka sahip olmalıdır. Sonra da sahip olduğu bu paha biçilemeyen mücevheri ibadetle ve ahlaki yaşantısıyla korumalıdır.

Ahsen-i takvim

Sevgisi sönmüş bir çağda yaşıyoruz. Çok zalim ve acımasız olan yaşadığımız çağımızda, günah okları yüreklerimizi kanatıyor ve karartıyor. Aklımız, kalbimiz ve ruhumuzda tedavisi zor yaralar açılıyor.
Böylesi bir çağda var olma ve onur mücadelesi veriyoruz. Yaşanan hayvani hayat tarzlarının etkisinde kalmadan, insan gibi yaşamaya çalışıyoruz. Sureti insan, sireti hayvan olanların “bu kadar da olmaz!” dedirten yaşamlarına şahit oluyoruz. Çirkinlikler bile güzel tanıtılıyor ve gösteriliyor!
Manevi arenada çok güçlü iki düşmanla savaşıyoruz. Nefis ve şeytan en büyük iki düşmanımız. Düşmanlarımız çok tehlikeli. Bu iki düşmana karşı zafer kazanmamız için, akıl ve kalplerimizi her daim uyanık tutarak, KUR’AN ve SÜNNET ile beslememiz gerekiyor.
Kötülük ve çirkinlikler insanı her daim alçaklara düşürür. İyilik ve güzelliklerde insanı çok yükseklere çıkarır. “Ahsen-i takvim” derecesine yükselmek isteyenlerin öncüsü ve örneği Peygamber Efendimiz (s.a.s)’dir. O’nun getirdiği evrensel mesajları hayatlarına hakim kılanlar, meleklerden daha üstün derecelere yükselirler.
O “ahsen-i takvim” derecesine yükselenler ki;  
-Allah anıldığı zaman onların kalpleri titrer,imanları ziyadeleşir.
- Allah (c.c) ve Resulü (s.a.s)’ne düşman olanlarla dostluk etmezler.
- Helal kazanırlar ve kazandıklarını Allah yolunda harcarlar.
- Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymazlar, başkasının malına ve ırzına göz koymazlar.
- Allah’tan başkasına asla boyun eğmezler.
- Önce kendi nefislerine ve ailelerine, sonra da başkalarına iyilik tavsiye edip, kötülüklerden men etmeye çalışırlar.
- Beş vakit namazlarını kılarlar ve asla aksatmazlar.
- Fakir fukara, garip gurabaya yardımcı olurlar.
- Düşeni doğrultur, ağlayanı güldürürler.
-Sözlerine ve emanete sahip çıkarlar, asla ihanet etmezler.
Kısacası; ALLAH’ın rızası ve sevgisini kazanmak amacıyla yaşarlar.