Bursa Hakimiyet

İslam ve çevre

Kâinatın yegane sahibi Allah’tır. Canlı-cansız her varlık Allah’ın eseridir. Kâinatta fevkalade bir düzen ve denge vardır. Yerde ve göklerde var olan her şey insanın hizmetine sunulmuştur. İnsanın görevi kâinattaki bu eşsiz düzeni ve dengeyi korumak, bunları bozacak davranışlardan ise sakınmaktır.
    Dünya yaratıldığı zaman tertemizdi. İnsan da dünyaya geldiği zaman temiz ve günahsızdı. Zamanla kendisini kirleten insan yaşadığı dünyasını da kirletti. 
    Dikkatsizlik, bencillik ve menfaat hırsı sonucu insanoğlu hem kendisindeki hem de kâinattaki varlıklar arasındaki doğal dengeyi kendi elleriyle bozmuştur. Çevreyi korumakla görevli olan insanoğlu veya bir başka ifadeyle; yeryüzünün imarına memur olan insanoğlu maalesef dünyayı yaşanmaz hale getirmiştir. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim de şöyle zikredilir:
“İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulmalar ortaya çıktı.” (Rum-41)
Çevre; Allah’ın bize teslim ettiği ve titizlikle koruyup geliştirmemizi istediği değerli bir emanettir. Çevre insanoğlunu direkt ilgilendiren bir konudur. Çevre ve insan birbirini tamamlayan iki unsurdur. Çevre insanın içinde yaşadığı maddi ve manevi ortamdır.
Çevre evrensel değerler bütünüdür. Yaşadığımız dünya insanlığın ortak mirasıdır. Bu miras da geçmiştekilerin, şu an hayatta olanların ve bizden sonra geleceklerin hatta diğer canlıların hakları vardır. Bu hakları koruma görevi insana verilmiştir.
Günümüzde çevre sorunları,  insanlığın hayatını tehdit eder boyuta ulaşmıştır. İnsanlığın sağlıklı geleceği açısından bu önemli problem çözülmelidir. İslam tarihi çevre problemlerini temelinden halleden misal ve güzel davranışlarla doludur. Bunlardan bazı örnekler şöyledir:
Hz. Peygamber (s.a.s) : “Çok lanet ettiren iki hareketten sakınınız” buyurunca sahabe: “O iki şey nedir Ya Rasulallah?” diye sormuşlardır. Peygamberimiz de: “ İnsanların gelip geçtiği yollara ve gölgelendikleri yerlere abdest bozmaktır” buyurmuştur.
Sevgili Peygamberimiz hayatta iken bazı bölgeleri günümüz ifadesiyle “sit alanı” tayin etmiş ve bu alanları “milli park” ilan etmiştir. Hatta bu bölgelerin sınırları çizilmiş, otların koparılması, ağaçların kesilmesi ve hayvanların avlanması yasaklanmıştır.
Müslüman Türk toplumlarında hayvanları korumaya yönelik vakıf ve hastaneler kurulmuştur. Toplumumuzda “hatıra ormanı” adı altında ağaç dikme faaliyeti örnek ve yaygın bir gelenektir. Ekolojik dengeye en güzel misallerden biri de Fatih Sultan Mehmet Han’ın “yaş kesenin başını keserim!” fermanıdır. Ecdadımızın gerek doğaya gerekse hayvanlara karşı olan bu hassasiyetlerinin ve sıcak yaklaşımlarının temelinde “yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevme ve sahiplenme” anlayışı yatmaktadır.
Bugün sanayileşme, kentleşme ve turizm gibi sebeplerle çevremiz (dünyamız) adeta yok ediliyor. Nükleer santralların ışınları adeta ölüm saçıyor.  Üretim ve sanayi atıklarıyla kara ve denizlerimiz çöplük halinde. Her geçen gün sularımız ve havamız daha da kirleniyor. Ormanlarımız cayır cayır yakılıyor ve hayvanlar öldürülüyor. 
Kirlenen sadece çevre değil ki! Kirleten var oldukça çevreyi temiz tutmak mümkün değildir. Öyleyse çevre kirliliğinden önce özellikle çevreyi kirletenler çok acilen gündeme alınmalıdır. İnsanın kirlenen içi temizlenmeli, paslanan düşünceleri cilalanmalı ve kararan ruhu aydınlanmalıdır.
Herkes kendi iç dünyasını ve yaşadığı ortamı temiz tutmalıdır. Gönüller ve kafalar milli ve manevi eğitim ve terbiye ile beslenmelidir. 
5-11 Haziran tarihleri arası “Dünya Çevre Koruma Günü ve Haftası” dır. İçinde yaşadığımız evlerimiz, sokaklarımız, bahçelerimiz, ormanlarımız, dağlarımız, denizlerimiz, ırmaklarımız ve kısaca atmosferimiz bizlere bir emanettir. Bunların kıymetini bilelim. Bizlere sayısız nimetler ve tertemiz bir çevre lutfeden Rabbimize sonsuz hamd ve şükürler edelim. Her nimetten hesaba çekileceğimizi unutmayalım. Ve yine unutmayalım ki; en iyi çevreciler, Müslümanlar olmalıdır.