Bursa Hakimiyet

Kardeşliğin yüklediği sorumluluklar

28 Nisan – 4 Mayıs tarihleri arası ‘‘Kardeşlik Haftası’’dır.
Yüce dinimiz İslam, bir dünya ve ahiret nizamıdır. İslam dininin prensiplerini bize öğreten en sağlam ve birinci kaynak ise Kur’an-ı Kerim’dir.
Kur’an-ı Kerim müminleri sağlam ve kuvvetli bir bağ ile birbirine bağlamıştır. Bu bağın adı “din kardeşliği”dir. Bu bağ nesep ve kan kardeşliğinden daha sağlam, kuvvetli, önemli, öncelikli ve kalıcıdır. Din kardeşliği; mümin kardeşinin derdiyle dertlenmek, sevinçte ve kederde “bir” olmaktır.
Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz mü’minler kardeştirler” buyuran Yüce Allah, pek çok ayet-i kerimede de müminlerin birbirleriyle sevgi, şefkat, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma konularında meşru olan her alanda birliktelik oluşturmalarını emreder.
İnsanın mümin kardeşinin derdiyle fiili ve kalbi olarak dertlenmesi, acısına ve sevincine ortak olması kardeşliğin yüklediği sorumluluklardır. Kardeşin kardeşe nasıl davranması gerektiğini, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) çok anlamlı bir şekilde şöyle buyurmuştur:  “Mümin müminin aynasıdır.”
Mümin kişinin aynası, mümin kardeşidir. Bir mümin başka bir mümin kardeşine bakarken kendisini görür ve kendisine çekidüzen verir. Aynaya layıkıyla bakarken mümin, kendisini hesaba çeker. Kendisini hesaba çeken bir mümin, bir başka mümine yüz ekşitmez. Mümin kişi, aynasına asla sırtını dönemez! Hele hele aynasını kıramaz!
 Aynaya yüz buruşturan kendisini çirkin görür. Aynaya sevimsiz bakan, kendisinden tiksinir. Aynaya sırt dönen, kendi durumunu göremez. Aynayı kıran, kendisini parçalanmış görür.
Aynaya sevgiyle bakan kişi, kendisini mutlu görür. Aynaya mütebessim bakan, kendisini güzel görür. Aynadaki kiri görmeyen, kendisini huzurlu görür.
İslam kardeşliğinde dil, ırk, renk, cinsiyet ve bölge ayrımcılığı yoktur. Din kardeşliğinde kibir, öfke, kin, nefret, ihanet, şiddet, adavet, ayıplamak ve kınamak yoktur. Sahabe döneminde yaşanan şu örnek çok ibret vericidir:
Ebu Zer el Gıfari bir konuşma esnasında Bilal-i Habeşi’ye “Ey siyah kadının oğlu” diye hitap etti. Bial-i Habeşi çok üzüldü. Durumdan haberdar olan Peygamber Efendimiz (s.a.s):  “Ey Ebu Zer! Sen hâlâ cahiliye anlayışı mı taşıyorsun?” buyurdu. Ebu Zer yaptığına çok pişman oldu. Bilal-i Habeşi’nin yanına giderek başını yere koyan Ebu Zer: “Ey Bilal! Siyah ayağınla yüzüme basmadıkça, başımı kaldırmayacağım” dedi. Bilal-i Habeşi “Bu yüz basılmaya değil, öpülmeye layıktır” diyerek Ebu Zer’i kaldırdı ve kucaklaştılar.
Sevgisi sönmüş bir çağın içerisinde yaşıyoruz. Bu sönmüşlüğü din kardeşliğinin oluşturduğu enerji ile aydınlatmak ve ısıtmak hepimizin görevidir. 
Öyleyse; İslam kardeşliğini zayıflatan erdemsizliklerden uzak duralım. Ümmet potasında eriyelim. Birbirimizin dertleriyle hem dem olalım.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
“Sizden biriniz kendisi için arzu ettiğini, din kardeşi için de istemedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olmaz.”