Bursa Hakimiyet

Kavme ve celse

Kavme; namazda rükudan kalkarken, secdeye gitmeden önce iyice doğrulmak ve en az bir kere “Sübhane Rabbiyel Azim” diyecek kadar ayakta durmaktır.
Celse; namazda iki secde arası en az bir kere “Sübhane Rabbiyel A’la” diyecek kadar oturmaktır.
Kavme ve celse vaciptir. Yanılarak terk edilirse sehiv secdesi gerekir. Bilerek terk edilirse namaz bozulur.
Ebu Hureyre (r.a) şöyle anlatıyor:
“Hz. Peygamber bir gün mescide girdi, peşinden de bir adam gelerek namaz kıldı. Sonra gelip Hz. Peygamber’i selamladı. O da selamını aldı ve “dön ve namazını yeniden kıl” dedi. Bu durum üç kez tekrar etti, sonuncusunda da şöyle buyurdu: ‘Namaz kılacağın zaman tekbir al, sonra Kur’an’dan bildiğin kolay gelen bir yeri oku. Sonra rükuya eğil ve uzuvların yerleşip rahatlayıncaya kadar kal. Daha sonra rükudan kalk ve iyice doğrul. Sonra secdeye git ve orada uzuvların yerleşip rahatlayıncaya kadar kal. Daha sonra iyice yerleşinceye kadar otur, sonra tekrar secdeye kapan ve orada uzuvların yerleşip rahatlayıncaya kadar bekle. Bütün namazlarını böyle yap.”
Ayakta durma (kıyam) ve oturma (ka’de) insanın normal davranışlarındandır. Rüku ve secde niçin namazın farzlarındandır? Kıyamın ardından direkt secdeye gitmeyip de neden rükuya varırız? Rükudan sonra neden “kavme” yaparız. İki secde arasında neden “celse” yaparız? Hikmet ve esrarları nelerdir?
Namazda rükuya varan bir mümin “Sübhane Rabbiyel Azim” (Ey Yüce Rabbim! Seni noksan sıfatlardan tenzih ediyorum) diyerek, sadece Allah’ın karşısında eğilebileceğini, Allah’tan başkasına boyun eğmeyeceğini göstermektedir.
“Semiallahu limen hamideh”  mealen (Allah hamdedenin hamdini işitir) diyerek rükudan doğrulan yani “kavme” yapan kişi, Allah’ın her şeyden haberdar olduğunu, dolayısıyla kendisinin riya ve gösterişten uzak kalması gerektiğini anlar.
Rükudan doğrulup dimdik ayakta olan mümin, bütün ömrünü ibadet ve taat ile geçirse bile teşekkürünü tam olarak yerine getiremeyeceğini düşünerek secdeye kapanır. Kul artık Rabbine en yakındır. Büyük bir tevazu içerisinde Yaradan’ından istedikçe ister. Kul Rabbine en yakın olduğu anı uzattıkça uzatır. (Üzülerek ifade ediyorum ki; bizim alnımızı secdeye koymamızla kaldırmamız bir oluyor). Burada kul “Sübhane Rabbiyel A’la” diyerek, kendisinin ne kadar küçük olduğunu itiraf eder.
Secdeden başını kaldırıp doğrulan mümin, (hani şeytan secde etmemişti ya) sanki şeytanın secde emrine uymadığını hatırlar, adeta şeytanı çatlatırcasına bir kere daha secdeye varır. Bir kere daha kul Rabbine en yakın olur. Bir kere daha kul, kendisinin küçüklüğünü ifade eder. Bir kere daha Rabbiyle buluştuğu bu eşsiz anı uzattıkça uzatır ve istedikçe ister. 
Yazımı iki hadis-i şerifle bitiriyorum:
“Rüku ve secdeyi tam yapın.”
“Rüku ve secdede belini tam doğrultmayanın namazı olmaz.”