Bursa Hakimiyet

Kul hakkı

İslam dini “kul hakkı”na büyük bir değer ve önem vermiştir. 
İnsanın canı, malı, aklı, onuru, ırzı dokunulmazdır. İnsanın bu temel hakları her türlü tecavüzden korunmuştur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), “Bir Müslüman’ın diğer Müslüman’a malı, ırzı ve kanı haramdır” buyurmuşlardır. 
İnsan kerem sahibidir. En güzel şekilde yaratılan insan, şerefli bir varlıktır. Kainatın en mükemmel varlığı olan insanın değeri bilinmeden, onun hak ve hukukunun anlaşılması veya ona gereken değerin verilmesi mümkün değildir. İslam dini ile müşerref olan bir insan yani Müslüman bir kişi yaşadığı toplumun en güvenilir ve örnek şahsiyetidir. 
Gerçek Müslüman, kimsenin hakkına tecavüz etmez. Hak yemez. Başkalarına zulmetmez. Kimsenin malına el, namusuna dil uzatmaz. Haksızlığın ve hırsızlığın büyük bir günah olduğunu bilir. Bunun ağır vebalini düşünür, ahiretteki hesabının şiddetini ve zorluğunu aklından çıkarmaz. Çünkü bilir ki, her hak sahibi mutlaka hakkını alacaktır. Bilir ki, hesap gününün sahibi ALLAH’tır.
İslam dini, insan haklarının ayaklar altına alındığı ve haysiyetinin hiçe sayıldığı bir zamanda, insana layık olduğu şerefi iade etmek için gelmiştir. İslam dini insanlara ırk, renk, cinsiyet, zenginlik ve fakirliklerine göre muamele etmeyi yasaklamıştır. Müslim gayri Müslim farkı gözetmeksizin adaleti öngörmüştür. Başkalarının canı, malı, onuru, ırzını kendimizinki kadar kutsal tanımamızı emretmiştir.

Kul hakkı yemenin hükmü nedir?

Hz. Peygamber (s.a.v.), üzerinde kul hakkı bulunan kişilerin, hak sahibi olan mazlumlardan helallik almalarını öğütlemiştir. Bunun yapılmaması durumunda haksızlık yapan kişinin salih amellerinin, haksızlığı ölçüsünde alınarak hak sahibine verileceğini, eğer verilecek salih amel bulunmazsa o zaman da mazlumun günahlarının zalime yükleneceğini belirtmiştir. 
Kul hakkı, kişinin cennet ya da cehenneme gidişinde önemli ölçüde belirleyici bir rol oynamaktadır. Allah’ın huzuruna kul hakkı ile çıkmanın, çok ağır bir vebali vardır. Çünkü böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına bağlanmıştır. Hak sahibi, hakkını alamadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah kul hakkı yiyenin bu günahını affetmemektedir. Çünkü ilahi adalet, bunu gerektirir. Veda hutbesinde Peygamberimiz (s.a.v.): “Ey insanlar, sizin canlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız Rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır).” buyurmuştur.
Buna göre; gerek gasp yoluyla, gerek zorbalıkla, gerek hırsızlık veya izinsiz alma gibi yollarla elde edilen haram para veya mal ya da başka haklar mutlaka sahiplerine verilmelidir ve helallik alınmalıdır. Eğer hak sahibi ölmüş ise mirasçılarına verilmeli ve helallik alınmalıdır. Eğer hak sahibi bilinmiyor ise gasp edilen, hırsızlık ve izinsiz elde edilen mal fakirlere veya hayır kurumlarına hak sahibi namına sadaka olarak verilmelidir. Ayrıca, yapılan bu kusurlardan dolayı da büyük pişmanlık duyularak, Allah’tan af ve mağfiret dilenmelidir.