Bursa Hakimiyet

Kur’an’da engelliler

Varlıkların en mükemmeli, en üstünü ve en şereflisi insandır. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şöyle beyan buyrulur: “Biz insanı gerçekten en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin-4)
Allah insanların fiziki yapılarına, renklerine, ırklarına, cinsiyetlerine, sağlam veya engelli oluşlarına bakmaz. Allah insanların kalplerine ve amellerine bakar. Allah katında üstünlük takvadadır. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilir:
“Allah katında en üstün olanınız en müttaki olanınızdır.” (Hücurat-12)
İnsanları fizikî durumlarına, ırk ve cinsiyetlerine göre değerlendirmek veya ayıplamak, dinimizce asla uygun bulunmamıştır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s):
“Bir kimsenin mümin kardeşini (herhangi bir kusuru veya fizikî engeli sebebiyle) küçümsemesi günah olarak o kişiye yeter.”
İnsan bir imtihan dünyasındadır. İnsan bazen nimetlerle bazen de musibetlerle imtihan olur. Kimi insan malıyla, kimileri evladıyla, kimileri canıyla imtihan edilirken, kimileri de fizikî bir engelle denenir. İnsanın hayatında iyilik ve güzellikler olduğu gibi olumsuzluklar ve sıkıntılarda olur. 
Ülkemizde 8,5 milyon civarında engelli vardır. Engelli olmak hor görülme, itilip kakılma sebebi değildir. Allah görünüşe değil, gönle değer verir. Engelli olduğu halde tarihe adını altın harflerle yazdıran nice abide şahsiyetler vardır. 
Kur’an-ı Kerim, dilinde düğüm (tutukluluk) olan Hz. Musa (a.s)’dan bahseder. Kur’an’da evlat hasretiyle gözlerini kaybeden Hz. Yakup (a.s) zikredilir. Kur’an-ı Kerim’de  amansız hastalığa yakalanmasına rağmen durumuna hep sabreden ve şükreden Hz. Eyyüp (a.s) anlatılır.
Kur’an-ı Kerim’de görme, işitme, konuşma, ortopedik ve zihinsel engellilerden söz edilmektedir. Müfessirler konu ile ilgili ayetlerin büyük çoğunluğunun mecazi anlamda olduğunu söylemişlerdir. Buna göre; Kur’an’da hakiki anlamda körlük, gözlerin varlıkları görememesi değil, gerçekleri görememesidir. Kurân-ı Kerim’e göre gerçek sağırlık, ilahi gerçeklere kulak tıkamaktır. Kur’an-ı Kerim’e göre asıl dilsizlik, hakkı ve hakikati söylememektir.

Peygamberimiz ve engelliler

Zahir isminde bir sahabi vardı. Zahir ortopedik engelli idi. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bu zatı çok severdi. 
Zahir bir gün Medine pazarında ürünlerini satarken, Peygamber Efendimiz (s.a.s) sessizce gelip Zahir’in gözlerini kapadı ve şakayla: “Bu köle satılıktır, almak isteyen var mı?” diye seslendi. Zahir boynu bükük ve üzüntülü bir eda ile: “YaResulallah! Vallahi benim gibi değersiz bir köleye kuruş veren olmaz” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurdu: 
“Sen, hiç değersiz değilsin. Aksine Allah katında çok kıymetlisin”
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bu tavrı ve sözlerinden anlıyoruz ki, Allah katında asıl üstünlük engelli olmak değil, engin gönüllü olmaktır. Fiziki güzellik değil, kalp güzelliğidir. Allah’a yakın olmak ve insanlığa faydalı hizmetler sunmaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s) görme engelli olan Abdullah b. Ümmü Mektum’u Medine’de kendi yerine defalarca vekil tayin etmiştir. Ortopedik engelli olan Muaz b. Cebel’i, Yemen’e vali olarak göndermiştir. Peygamberimiz (s.a.s) bunları yaparken kişinin fiziksel özelliklerine değil, liyakatli, akıllı, bilgili olmasına öncelik ve önem vermiştir.

Recep Altepe’den istek

İslamiyet denilince akla insaniyet gelir. İslam dini insana hizmeti, Allah’a hizmet olarak kabul eder. Elsize el, dilsize dil, ekmeksize ekmek, kimsesize kimse olmak hem dini hem de insani görevlerimizdendir. 
Bugün 3 Aralık “Dünya Engelliler Günü”
Ülkemizde ve şehrimizde çok sayıda engelli kardeşimiz yaşamaktadır. Ülkemizde ve kentimizde maalesef günlük yaşam “engelsiz” insanlara göre dizayn edilmiştir. Bu engelli kardeşlerimizin toplum hayatına katılmalarını sağlamamız gerekmektedir.  Onların gerek yeteneklerini geliştirmeleri gerekse barınmaları için özel mekanlar yapılmalıdır. Eğitim imkanları sağlanmalı ve onlara yapabilecekleri iş imkanları sunulmalıdır. 
Bursa göç alan bir şehrimizdir. Adeta “Küçük Anadolu” olan şehrimiz, çeşitli özellikleri ve güzellikleriyle de örnektir. Yaşlılarımız için “huzurevi”, kimsesizler için “barınma evi”, kadınlar için “sığınma evi”, çocuklar için “çocuk yuvası”, hayvanlar için “hayvan barınağı” olan örnek ve güzel bir şehirde yaşıyoruz. İşte tam burada şu soruya cevap arıyorum: Zihinsel engelli bir ferdin bulunduğu aile, memleketlerinden özellikle birinci ve ikinci derece yakınlığı olan bir cenaze haberi aldıklarında ne yapıyorlar? Cenaze nedeniyle memleketlerine gitmek için, zihinsel engelli kişiyi güvenebilecekleri bir merkeze bırakmaları gerekiyor. Peki, Bursa’da böyle bir mekan ve imkan var mı? Araştırmalarıma göre maalesef yok..!!! 
Engelli kardeşlerimizi hayata kazandırmak, becerilerini artırmak ve sosyalleştirmek için hizmet veren merkezlerimiz var. Ancak bu merkezler sadece engelli kardeşlerimizin sosyal hayata katılmaları ve kazandırılmaları içindir. Daimi/geçici barınma ve bakım merkezleri değildir. Bursa’da bu tür barınma ve bakım evlerine acil ihtiyaç vardır.
Bursa bu konuda da öncü ve örnek olmalıdır. Barınma ve bakıma muhtaç  engelli kardeşlerimiz için uygun mekanlar yapılmalıdır. Konu her ne kadar sağlık bakanlığı ile aile ve sosyal politikalar bakanlığını daha çok ilgilendirse de, inanıyorum ki sn ALTEPE bu konuya duyarsız kalmayacaktır.
Unutmayalım ki; halka hizmet HAKK’a hizmettir.