Bursa Hakimiyet

Mevlid Kandili

İnsanlık tarihi birçok önemli hadiseye şahittir. Bunlardan biri de Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in doğumudur.
O’nun doğduğu dönemde yeryüzü manevi karanlıklar içerisindeydi. İnsanlık niçin yaratıldığını ve gayesinin ne olduğunu unutmuş bir vaziyetteydi. İnsanlığın ahlaken can çekiştiği, hatta ruhların ve kalplerin adeta öldüğü bir dönemdi.
İnsanlık buhranlar içerisindeydi. M.Akif’in dediği gibi “Beşer yırtıcılıkta sırtlanları geçmişti” Beşerin zulüm ve vahşetinden dolayı kâinat adeta yas tutuyordu.
Cehalet, putperestlik, ilkellik ve vahşilik rüzgarları her şeyi yıkıp geçiyordu. Zalimlerin zulümleri altında inleyen mazlumların iniltileri semalarda yankılanıyordu. Diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının feryatları kâinatın her zerresinden duyuluyordu. Gözlerde yaşlar kurumuş, yürekler adeta kan ağlıyordu. 
İşte böylesine karanlık ve vahşi bir dönemde insanlık bir kurtarıcı bekliyordu.
Tarih Kameri takvime göre Rabiulevvel ayının12. gecesini gösteriyordu. Günlerden pazartesi idi. Vakitlerin en feyizlisi ve bereketlisi olan seher vakti idi. Dünyanın en mütevazi evinde nur topu bir çocuk dünyaya geldi. Karanlık dünyaya bir “Hidayet Güneşi” doğdu.
Kâinatın en şereflisi ve en sevgilisinin dünyaya gelişiyle insanlığın karanlık dünyasına nur yağdı. Kâinatın Sultanı’nın teşrifiyle insanlık adeta yeniden dirildi.
O’nun gelişiyle cehalet asrı sona erdi, saadet asrı başladı.
O’nun gelişiyle virane olmuş gönüller, gül bahçesine dönüşüverdi.
O’nun gelişiyle zulmün sesi kesildi, mazlumun ahı dindi.
O’nun gelişiyle başta kadın olmak üzere tüm insanlık değer buldu.
O’nun gelişiyle kurt kuzuyla, çıyan güvercinle arkadaş oldu.
O’nun gelişiyle küfür, şirk, zulüm ve her türlü batıl inanç paramparça oldu.
O, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle  “Alemlere rahmet olarak gönderildi” (Enbiya-107)
Peygamber Efendimiz (sallallahüaleyhivesellem) hayatımızın her alanında örnek alacağımız tek önderimiz ve modelimizdir. O zerafet ve nezaketin, barış ve selametin, sevgi ve şefkatin öncüsüdür. 
Bütün zehirlerin panzehiri Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) dır.
Mevlid Kandili münasebetiyle Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in doğumunu anmaktaki asıl gayemiz; O’nu anlamak ve hayat biçimini yaşamaktır.
Bu gece O’nun Kur’an’dan aldığı güzel ahlakını öğrenelim. Merhametini, sabrını, adaletini, keremini, cömertliğini, cesaretini okuyalım, anlayalım ve yaşayalım. O’ndan aldığımız ilham ile hayatımızı anlamlaştıralım. O’nun diriltici nefesiyle birbirimize olan kardeşlik bağlarımızı kuvvetlendirelim. 
Bugünkü çağdaş dünyanın gelişen şartlarına yön verecek, insanlığı tehdit eden tüm problemlere çözüm getirecek tek kurtuluş, Kur’an’ın ve Peygamber Efendimiz’in sunduğu evrensel mesajlarla mümkündür. Bugün insanlık Peygamber Efendimize o kadar muhtaç ki… Beşeriyetin cehennemleşen dünyası ancak O’nun evrensel mesajlarıyla cennete dönüşür. İnsanlık barış, huzur, mutluluk ve emniyeti ancak O’nun getirdiği İlahi değerlerle bulabilir.
Bugün 2015 yılının ilk cuma günü…
Bugün 2015 yılının ilk kandili…
Bugün Mevlid Kandili.
Kandilimizin milletimizin birlik ve beraberliğine, ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve saadetine, insanlığın hidayetine ve barışına, biz Müslümanların da af ve mağfiretine vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Mevlid-i nebi

“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl, Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl?”
Bu veciz ifadeler Peygamber Efendimiz (s.a.s)’i ne güzel ifade ediyor. O (s.a.s), gönüller arasında muhabbet için ve canlı cansız her varlığa rahmet olarak gönderilmiştir. Bugün rahmet elçisinin dünyaya teşriflerinin bir yıldönümünü daha idrak ediyoruz. Bu kutlu gece milletimizce asırlardır Mevlid Kandili olarak ihya edilmekte ve Efendimiz (s.a.v.) büyük coşkuyla anılmaktadır.  O’nun gelişini Mevlid adlı eserin müellifi olan Bursalı Süleyman Çelebi hazretleri şöyle ifade eder: 
“Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır Bu gelen aşkına devreyler felekYüzüne müştak durur ins ü melek” 
Allah Resulü (s.a.v.): “Ben Muhammedim, ben Ahmedim, ben rahmet peygamberiyim.” sözleriyle tanıtmıştır kendini. Rabbimiz de: “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem 4) diyerek övmüştür habibini. Şu ayet-i kerime ise Efendimiz (s.a.v.)’in gönderiliş gayesini ortaya koymaktadır: 
“Biz seni, bir müjdeci, şahit, uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzab 45-46) Bizler ümmet olarak anlamamız ve yapmamız gereken şudur; O’nu gereği gibi sevmeli ve muhabbet beslemeliyiz. O’nun getirdiği evrensel mesajları hayatımıza hakim kılmalıyız. O’nun sünnetlerine uygun hareket etmeliyiz. O (s.a.s)’nun izinde yürümeliyiz. O (s.a.v)’nun yaşayışına uygun bir surette hayatımızı şekillendirmeliyiz. O (s.a.s)’na bolca salat ve selam okumalıyız. Kur’an-ı Kerim’de buyruluyor ki: “Şüphesiz ALLAH ve melekleri Peygamber’e salat ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salat ve selam edin.” (Ahzab-56) Mahlukatın nefesi adedince salat ve selam O (sallallahüaleyhivesellem)’na olsun…