Bursa Hakimiyet

Paylaşma

Küreselleşmenin getirdiği çeşitli olumlu ve olumsuz durumlar vardır. Olumsuz durumlardan biri yaşadığımız dünyada bireyselleşmemizdir. Teknolojik gelişmelerin de etkisiyle gittikçe içimize kapanmakta ve çevremize yabancılaşmaktayız. Halbuki dinimiz paylaşmaya, sosyal dayanışma ve yardımlaşmaya önem vermiştir. 
 İslam dini insana ve topluma hizmeti emreder. Bencilce bir yaşamı ve fakir-fukaraya, garip-gurabaya duyarsız kalmayı hoş karşılamaz.
Bu yüzden İslam dini; yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, barış ve huzur içinde olan bir toplum inşa etmeyi hedeflemiştir. Nimetler insanlara sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamak için verilmemiştir. Peygamberimizin diliyle Müslüman; “Kendisi için istediğini başkaları için de arzu edendir.” 
Bir toplumda zenginler kadar fakirlerin bulunması da doğaldır. Bu yüzden zenginlerin kazançlarının bir kısmını fakirlerle paylaşması, hayır yapmada yarışması dinimizin bir emri olduğu kadar toplumsal dengenin sağlanması açısından önemlidir. Paylaşma ve yardımlaşma gibi ahlaki değerler, toplumsal dayanışma ve birlikteliğin bir gereğidir. 
Sevginin en belirgin işareti Allah’ın verdiği nimetleri paylaşmaktır. Acı ve sıkıntılara ortak olmaktır. Unutmamalıyız ki nimetler paylaştıkça artar, acılar da paylaştıkça azalır.

Paylaşma erdemi

Toplumların dirlik-birlik, huzur-güven içerisinde bulunabilmesi; güzel hasletlerle donanmış, birbirleriyle kenetlenmiş, paylaşma ve dayanışmayı ilke edinmiş bireylere sahip olmasıyla mümkündür. Paylaşma ve dayanışma aynı zamanda yardımlaşmayı da beraberinde getiren ahlaki bir erdemdir. 
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de; “İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın…” (Maide 2) buyurmaktadır. 
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in davranış biçimlerinden biri de “…Veren Allah’tır, ben taksim ediciyim…” anlayışıdır. “Hak’tan alıp, halka vermek” Müslüman’ın şiarındandır. Bu itibarla sahip olduğumuz maddi ve manevi nimetleri başkaları ile paylaşmak çok önemli bir erdemdir. Sevinçler, nimetler, güzellikler paylaştıkça artar. Bu aynı zamanda Allah’a karşı şükrün gereğidir. Aynı şekilde üzüntü, acı, güçlük ve zorluklar da paylaştıkça azalacaktır. İnsanın bencilliğini yenmesi paylaşma erdeminin farkına varmasına bağlıdır. 
Paylaşma gibi yüce bir duyguya ermek kişiyi diğer toplum fertleriyle kaynaştırır. İnsanın kendisi ile ve içinde yaşadığı toplum bireyleri ile barışık bir biçimde yaşamasını sağlar. 

Paylaşma bilinci 

Müslüman, maddi ve manevi olarak sadece kendini düşünen insan değildir. O, Allah’ın verdiği nimetleri diğer kardeşleriyle paylaşmaya, ihtiyaç sahiplerine destek olmaya gayret eder.
Müslüman, yaptığı iyiliklere karşılık kimseden mükafat beklemez. Mükafatını sadece Allah’tan umar. O’nun rızasını kazanmak için fakir fukaranın, düşkünlerin elinden tutup yardım eder. Kur’an-ı Kerim’de: “Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliliklerini, aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, kimini kimine derece derece üstün kıldık. Rabbin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.” (Zuhruf 32) buyrulmuştur. 
Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: 
“Ancak iki şey gıptaya şayandır. Biri öyle bir adam ki; Allah ona mal vermiş ve onu fakire sarf etmeye muvaffak kılmıştır. Diğeri öyle bir adamdır ki; Allah ona ilim hikmet vermiş, o da onunla hükmetmiş ve onu halka öğretmiştir.” 
Bize düşen görev; yaptığımız iyiliği başa kakmadan, minnet ve töhmet gibi incitici tavırlarda bulunmadan yapmaktır.