Bursa Hakimiyet

Yalan ve yalancı şahitlik

İslam dini yalan konuşmayı ve yalancı şahitlik yapmayı yasaklamıştır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim de “yalan sözden sakının” (Hac-30) diye emreder. İman ve güzel davranış sahiplerini de: “(Onlar) yalan yere şahitlik etmezler” (Furkan-72) şeklinde ifade buyurmuştur.
Yalancılık, çok kötü bir huydur. Yalan bir nifak belirtisi, yalancı şahitlik ise telafisi mümkün olmayan bir kul hakkıdır. Bir Müslüman’ın hayatında asla yalan olmamalıdır. Çünkü yalancı kalpte güzel hasletler olmaz. Bu gerçeği Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) “iman ile yalan bir arada bulunmaz” şeklinde buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir başka hadis-i şerifinde ise şöyle buyuruyor:
“Doğru sözlülük iyi-liğe, iyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında “sıddik” (dürüst) olarak yazılır. 
Yalan ise kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. İnsan yalancılık yapa yapa nihayet Allah katında “yalancı” olarak yazılır.”
Yalan bir münafıklık alâmetidir. Yalan, kişiye olan güvenilirliği ortadan kaldırır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), Müslüman’ın doğruluk ve güvenilirliğini ortadan kaldıran dört huya dikkatimizi çekiyor ve şöyle buyuruyor:
“Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse katıksız münafık olur. Her kimde bunlardan bir şey bulunursa –onu bırakıncaya kadar- kendisinde nifaktan bir haslet var demektir. Bunlar: Konuştu mu yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, vaat ederse vaadinden döner, bir dava ve duruşma esnasında haktan ayrılır.”
Yalanın en zararlısı ve çirkini “yalancı şahitlik” dir. Yalancı şahitlik; dünyevi menfaat elde edeceğim diye yapılan çok çirkin bir davranıştır. Bu durumda bulunan bir insan, kendi eliyle ve diliyle ahiretini perişan eder. 
Yalancı şahitlik, adalet ye-rine zulme yardımcı olur. Yalancı şahitlik yapan kişinin, vicdanı körelmiş demektir. Bir insan yaptığı yalan şahitlikle, hakkın ve haklının kaybolmasına ve günahsız nice insanların mağdur olmalarına sebep olur. Bir başkasının yalancı şahitlik yapmasıyla evimiz yıkılsa, ailemiz dağılsa, ocağımız tütmese hiç mutlu olur muyuz? Elbette ki olmayız. Öyleyse kendisine böyle acıların yaşatılmasını istemeyen bir insan, başkalarına da böyle muamelelerde bulunmamalıdır.
Eğer bir konuda şahitlik yapmamız istenirse, mutlaka doğruları söylemeliyiz. Anne babamızın, çoluk çocuğumuzun, kendimizin ve sevdiklerimizin aleyhine bile olsa, doğruluktan ve doğru sözden ayrılmamalıyız. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilmektedir:
“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun…” (Nisa-135)
Bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.v): “Büyük günahları size haber vereyim mi? diye buyurdu. Peygamberimizi dinleyenler: “Evet Ya Resulallah” dediler. 
Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s): “Allah’a ortak koşmak ve anne babaya karşı gelmektir” diye buyurdu. Sonra yaslandığı yerden doğrularak: “Bir de yalan söz ve yalancı şahitliktir.” buyurdu.

Mümin yalancı olamaz

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “Gerçek Müslüman, elinden ve dilinden hiç kimsenin zarar görmediği kimsedir” buyurmuştur. Bu ölçüye göre bir Müslüman hiç kim-seye eli ve diliyle zarar vermez, veremez. 
İnsan onurlu ve şerefli bir varlıktır. İnsanı izzetli ve haysiyetli yapan sözü ve özüdür. Kim doğru konuşursa şerefi, kim de sukut ederse vakarı artar. Kim yalancı şahitlik yaparsa iki dünyası, kim de yalan söylerse ocağı batar.
Bir gün Peygamberimize sordular:
- Ya Resulallah! Mümin korkak olur mu? Peygamberimiz şöyle cevap verir:
- Olabilir.
- Mümin cimri olur mu? diye sorulunca, Peygamberimiz :
-Olabilir, diye cevap verir.
- Mümin yalancı olur mu? diye sorulduğunda ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.v):
- Hayır. Mümin yalancı olamaz, buyurmuştur. 

En büyük iftira nedir?

Çok önemsediğim bir konuda siz değerli okurlarımı aydınlatmak istiyorum.
Günlük hayatımızda farklı insanlarla karşılaşıyoruz. Gerek işyerlerimizde gerekse oturduğumuz meclislerde çeşitli konularda dertleşme veya muhabbetleşme içerisinde oluyoruz. Maalesef konuşurken sözlerimize dikkat etmiyoruz. Görmediğimiz bir rüyayı görmüşüz gibi anlatı-yoruz. Bunun sakıncalı bir durum olduğu söylenildiğinde ise, “niye sakıncalı olsun ki? Muhabbet ediyoruz” diyerek kendimizi aldatıyoruz. Belki de görmediğimiz rüyayı görmüşüz gibi anlatmanın “haram” ve “iftira” olduğunu bilmiyoruz.
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bu konudaki sözünü istifadelerinize sunuyorum:
“En büyük iftira, kişinin görmediği bir rüyayı anlatarak kendi 
gözlerine iftira etmesidir.”
Bir başka hadisi şerifte ise şöyle buyrulmaktadır:
“Görmediği bir rüyayı görmüş gibi anlatan kimseden (ahirette) iki arpa tanesini düğümlemesi istenir. (Oysa o) bunu hiçbir zaman yapamayacak (ve bu ona bir azap olacaktır.)
Birilerinin duyulmasını istemedikleri konuşmalarına kulak kabartan kimsenin de kıyamet günü kulaklarına eritilmiş kurşun dökülür.
(Tapılmak için) canlı resim yapan kimseye (kıyamette) azap edilecek ve (yaptığı resme) can vermesi istenecektir. Halbuki (bu kimse) ona can veremeyecek ve bu da kendisine bir azap olacaktır.”