Merve Yıldırım

Merve Yıldırım

merveguney66@gmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Son erik
22 Mayıs 2020 Cuma, 08:03

Erik yiyordu...

Yüzünde oluşan ekşi ifadeyle, hatta dokuz yaşında değilmişçesine ve sanki hayatın yükünü sırtında taşıyan birinin serzenişiyle "ah o eski bayramlar" dedi...

"Ne güzeldi, ne hoştu. Bayramlıklarımızı giyer, büyüklerimizin ellerini öpmeye giderdik,"dedi.

Sonra yine konuşmaya devam etti; " Ben....yani şimdi tamam bayramlık da aldık, şeker de...

Ama bayramlık giysem kime gideceğim, şekerimiz olsa bile tatlı olmayacak ki eskisi kadar,"dedi. Bir hışımla diğer eriği de dişleyiverdi.

"Sonra..." dedi ."Sonra, topumu gökyüzüne fırlatamayacaksam, deli gibi koşup oynayamayacaksam ve terleyip yeni bayramlığımı günlük kıyafetle değişemeyeceksem; bayramın geldiğini nasıl anlarım?"dedi.

Önüne bakarak konuşuyordu. Arada bir duvarda asılı duran sonsuz yeşilliğe bakıyor; tekrar ısırık alıyordu eriğinden bir hışımla. Diğer eliyle saçını kurcalıyor; tokalarını düzeltiyor, ayağını da ritmini bozmadan sallayıp duruyordu.

Sonra bir kuş kondu camın önüne. Bir ileri bir geri, "sanırım ekmek istiyor" dedi. Koştu ekmek getirdi. Heyecanlıydı. Kuşu ürkütmeden, ekmeği önüne koydu. "Bu ekmekler bittikten sonra dilediğin kadar uç," dedi. Ekmeğini alan kuş birden 'pırrrr' diye uçuverdi...

Gözü kuşun ardında kaldı. Ve bir ısırık daha aldı. Erikler sanırım en bahtsız günlerini yaşıyordu...

Televizyondan birileri "yeni Dünya, yeni Dünya" diyordu. 'Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak' falan. "Sarılmak, öpmek yok. Sosyal mesafe olacak, dezenfektan kullanılacak, en az bilmem ne kadar mesafe olacak."

Tabaktaki eriklerse hızlıca tükeniyordu. Gözbebekleri bir ufalıp, bir büyüyordu.

" Güneşin batışı buradan izlenmiyor ki, Ay da hep komşunun camına bakıyor; dün akşam da hiç bana gülmedi zaten" dedi. " Peki ya martılar ya aç kaldılarsa; babam buradaki fırıncıya mı söylese?" "Asıl mesele de kediler... Sevgimi ister; ne çok özlemişlerdir, ne yani şimdi sarılamayacak mıyım?" Dedi.

Elini tabağa uzattı, ne yazık ki sadece bir tane eriği kalmıştı.

"Bak sen şu işe; konuşmaya daldım, eriklerim bitmiş. Tabağım kim bilir ne zamandan beri boş; hiç farkında değilim." Dedi.

Tabak derin ve yuvarlaktı. Kalan eriği almak istedi ama eli eriğin etrafında dönüyor, bir türlü yakalayamıyordu. Erik kaçıyor, eli kovalıyordu adeta. Bu bir süre devam etti. Çocuk gülmeye başladı. Hatta o içten kahkahaları, duvarda asılı tablodaki ağaç yapraklarıyla dans ediyordu. Bundan çok keyif aldı. Sanki oyun bitmesin diye bilerek yakalamıyordu eriği.

Sonra "işte seni yakaladım!"dedi. Ağzına öyle bir keyifle attı ki, son erik damağında inanılmaz bir lezzet bıraktı.

Ve şöyle dedi:

"Bu erik hiç diğerlerine benzemiyor."