Murat KUTER

Murat KUTER

muratkuter@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
15 Temmuz sonrası yapmadıklarımız
17 Temmuz 2017 Pazartesi, 07:14

15 Temmuz darbe girişiminin ardından bir yıl geçti. 15 Temmuz ve şehitlerimizi devletin resmi programı ile andık. Bu bir yıl içinde neler, yaptık diye düşündüm.
Siyaset alanında ve medyada ağırlıklı olarak bu konu işlendi. Kamu, yerel yönetimler, ticaret ve sanayi odaları, STK'lar, üniversiteler yoğun biçimde darbeyi lanetlediler.
Şehitlerimizin adları meydanlara, köprülere ve okullara verildi. Şehit ailelerine ekonomik destek sağlandı, okuyan şehit çocukları için burslar yaratıldı ve daha birçok şey yapıldı.
Olayın siyasi boyutu ve insani boyutu son olarak düzenlenen "demokrasi nöbeti" ile doruğa çıkıldı. Buraya kadar her şey güzel, ama bir şeyi atlamadık mı?
Devletin ve siyasilerin bu ülkede artık vesayetler kalktı, demokrasi dışı müdahaleler devri sona erdi, söylemlerinin yoğunlaştığı bir dönemde ülkemiz 15 Temmuz'u yaşadı. Hiç mi bunun nedenini merak etmiyoruz? Hiç mi bunu araştırma ihtiyacı duymuyoruz?
Bir yıl geçmesine rağmen sadece konunun suç ve hukuk ile ilgili bölümü işliyor. Ama hiç kimse bunun neden olduğunu, bunun nasıl olduğunu, bunun devletin içine nasıl yerleştiğini, bunun devletin içinde ne zamandan beri olduğunu, bunun nasıl bir iklim içinde yeşerdiğini, velhasıl kök nedeni arayan yok. Sürece bakan yok, sonuç odaklı toplumumuzda sonucu lehimize çevirdik, darbe girişimi başarısız oldu, her şeye devam. Bu bize yetiyor.
Bakın olaylara böyle sadece sonuç odaklı bakarsak, sorunlarımızın kök nedenleri bulmak için bilimsel yöntemler kullanmazsak, hamasi nutuklarla yolumuza devam edersek, bir süre sonra benzer sorunları yeniden yaşayabiliriz.
Bunu görebilmek için kahin olmaya gerek yok. Sorun sadece şu ana kadar yaptıklarımızla bitecek olsaydı, ne gözaltı ve tutuklamalar devam ederdi, ne de Olağanüstü Hal devam ederdi. Bunun kök nedenini bulup, ortadan kaldırmalıyız. Bunu yapmak içinde kök nedeninin analizi gerekmektedir.
Kanımca bunun için belirli merkezlerde çalışma grupları oluşturulmalıdır. Bu grupların içinde kamudan, özel sektörden, STK'lardan, üniversitelerden uzmanlar olmalı ve organizasyonu akademisyenler yönetmelidir. Daha sonra da bu merkezler bir araya gelip, yapacakları arama toplantıları ve düşünce fırtınaları ile bu konunun nedenlerini ortaya koymalı ve çözüm önerilerini de bizleri yönetenlerin önüne koymalıdır.
Ben bu bir yıl içinde kentimiz özelinde başta BTSO'dan, STK'lardan ve Uludağ Üniversitemizden böyle bir çalışmaya öncülük etmelerini isterdim. Ama bunu göremedim.
Elbette devletimizin yanında olacağız, elbette devlet politikalarını destekleyeceğiz, ama her alanda olduğu gibi böyle büyük bir problemin yaşandığı dönemde devletimizin de iş körlüğü olabilir, o zaman bu ülkenin akademi dünyasına, sivil toplumuna, özel sektörüne düşen görev bunu anımsatmak, hatta kendi olanakları ile çalışmalar yapıp, devleti yönetenlere bu bağlamda destek olmaktır.
Bu çeşitliliktir, gelişme sadece çeşitlilikle sağlanır. Ayrıca bu kendini bu devletin parçası hisseden herkesin ortak görevidir. Burada görevin verilmesi beklenmez, eskilerin deyimiyle durumdan vazife çıkarılmalıdır.