Murat KUTER

Murat KUTER

muratkuter@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Diyanet bunu mu yapmak istiyor?
02 Eylül 2019 Pazartesi, 08:25

Osmanlı İmparatorluğu'nda Meşihat (Mürşitlik-Şeyhlik) Makamlığı'nca Şeyhülislam eliyle yürütülen din işleri, 1920 yılında Ankara'da kurulan Meclis hükümetince "Meşihat, Şer'iye ve Evkaf Vekâleti" adıyla Bakanlık statüsüne kavuşur.
3 Mart 1924 tarihinde Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılarak yerine, 429 sayılı Kanun'la, Başvekâlet bütçesine dahil ve Başvekâlete bağlı Diyanet İşleri Reisliği, bugünkü adıyla Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur. İlk Diyanet İşleri Başkanı, 1 Nisan 1924 tarihinde atanan eski Ankara Müftüsü Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi'dir.
Kanunun gerekçesi şöyledir:

"Din ve ordunun siyaset cereyanlarıyla alakadar olması birçok mehaziri da'idir (mahzurlan davet eder) Bu hakikat bütün medeni milletler ve hükümetler tarafından bir düstür-i esasi olarak kabul edilmiştir. Bu nokta-i nazardan yeni bir hayat varlığı temin etmek vazifesini deruhte eden Türkiye Cumhuriyeti teşkilat-ı siyasiyesinde zaten muhdes olan (sonradan ihdas edilen) Şer' iye ve Evkaf Vekaleti ile Erkan-ı Harbiye-i Umurniye Vekaleti'nin mevcut olması muvafık olamaz. Şer' iye ve Evkaf Vekaleti'nin ilgasına(ortadan kaldırılmasına) nazaran da bütün evkafın (vakıfların) millete intikal etmesi ve ona göre de idare edilmesi tabii bir neticedir."

DİYANET'İN İLK YAPTIKLARI

Diyanet İşleri Başkanlığı 3 Mart 1924'de kurulduğu zaman Atatürk'ün isteği üzerine ilk defa Kur'an-ı Kerim'in Türkçe'ye çevirisini yaptırıp, basımını gerçekleştirir ve ücretsiz olarak dağıtır. Ardından Ahmed Naim ve Kamil Miras'a sahih(doğru) hadislerin Sahihi Buhari adıyla tercümesini yaptırarak ücretsiz dağıtımını 1932'de gerçekleştirir. Sonra da Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'a, "Hak Dini Kur'an Dili" tefsirini yazdırarak ücretsiz dağıtımını 1936'da sağlar.
Bu yapılanlar çok önemlidir. Hıristiyan dünyasında Luther yüzyıllar önce Latince olan İncil'i Almanca'ya çevirmişti. Bu olaya Vatikan büyük tepki gösterip, onu aforoz etmişti. Böylece Protestanlık doğmuştu. Burada Vatikan'ın karşı çıkış nedeni sadece Latinceyi bilen özel bir ruhban sınıfının yaşatılmasıydı. Bu hâlâ devam ediyor. Olayın özü basitti, İnsanın Allah'a ettiği duanın ne anlama geldiğini bilmesi önemliydi. Atatürk bunu yapmak istemişti. Özünde onu yok saymaya çalışan düşüncenin temelinde bu yatmaktadır.

CUMA HUTBESİ ÜZERİNE

30 Ağustos Cuma günü tüm camilerimizde okutulan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın gönderdiği hutbede bizzat kendi kurucunu, bu ülkenin düşman işgalinden kurtaran Başkomutanı, bu ülkede özgürce insanların hangi inanışta olursa olsun ibadet etmelerine ortam sağlayanı, Cumhuriyetimizin kurucusunu özetle Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü yok sayması hepimizi çok yaraladı.
Ve onlarca yıl önce Atatürk'ün emri ile kurulan bu kurumun kuruluş gerekçesinin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı.

CAMİDEN SOĞUTMAK

Bir süredir Diyanet İşleri Başkanlığı'nın zaman zaman vermiş olduğu saçma sapan fetvaların(çocuklar-kadınlar ve cinsel taciz üzerine) üzerine bir de bu son olay bir süredir devam eden insanların camiden soğumasını hızlandırmaktadır. Bu son olaydan sonra bir sanayici büyüğümün cuma namazı sonrası bana attığı mesajı sizinle paylaşmak istiyorum:
"Bugün Cuma namazına gittim. Ama gerçekten çok üzüldüm. Cuma namazından önce dışardan yapılan vaaz yayınında ve de cuma hutbesinde herkesin adı vardı. Herkese dua ediliyordu. Ama bu günleri bize emanet eden Yüce Atatürk'ün adı ve sanı yoktu. Gerçekten çok üzüldüm. Orada kalkıp Hocaya bunu söylemediğime de çok pişmanım. Ama söyleyemezdim. Çünkü artık yaşım gereği bu durumlarda konuşamıyor ağlıyorum. Allah beni affetsin. Artık camiiye gitmeyeceğim."

Birçok bakanlıktan daha fazla bütçeye sahip Diyanet bunu mu yapmak istiyor?