Bursa Hakimiyet

AK Parti, CHP ve homeostazi

Hiç kuşkusuz günümüzde bilgi en kolay ulaşılabilen şeydir. Sadece enformasyon ve dezenformasyonun ayırımını yaptıktan sonra saf bilgi ortaya konulabilinir. Burada sorun bilgi sahibi olmak değildir. Kullanılmayan bilginin bir değeri yoktur. Temel sorun o bilgiyi yaşantınızın neresinde kullanabileceğinizin farkındalığıdır. Bundan sonraki son aşama da onu hayata geçirmektir…
Size bu konuda somut bir örnek vermek istiyorum. Değişim konusunda herkes konuşmaktadır. Her ne kadar söylemde herkes Heraklitus’un dediği gibi “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir” dese de bu söylemi, eyleme dönüştürüp, değişimi yaşayanlar sınırlıdır. Bu konu hem bireysel, hem toplumsal, hem kurumsal bazda böyledir…
Bakın AK Parti içinde bu söylemin sahiplenebilirliği ile CHP içindeki sahiplenebilirliği arasında fark vardır. CHP’deki herkes bu söylemi dile getirse de değişim yaşanmamaktadır. Ama Milli Nizam Partisi ile başlayıp, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi ile devam eden çizgi 2002 yılında AK Parti’nin kuruluşu ile büyük bir değişim yaşamıştır. Burada değişime liderlik yapılmış ve kırılması gereken en zor yapı (düşünce yapısı, paradigma, bakış açısı)  kırılmıştır. Bu beraberinde günün en çağdaş yönetim araçlarını, iletişim araçlarını kullanmayı da beraberinde getirmiştir. Bu bir realitedir. Ortada olan bir şeydir…
HOMEOSTAZİ
Bakın biyolojide homeostazi “Canlının vücudunda gerçekleşen her türlü değişikliğe karşı var olan dengenin korunmaya çalışılmasıdır” şeklinde tanımlanır. Burada temel konu sadece yaşayan tüm organizmalarda geçerli olan bir kural değildir. Bu yaşayan tüm bireyler, topluluklar, kurumlar ve yapılar için de geçerlidir…
Sosyolojide tam anlamı ile karşılıkları bu olmasa da değişime karşı tutum sergileyenleri muhafazakar/konservatif, statükocu olarak da tanımlarız…
Özünde homeostazi genel anlamda sistemlerin iç dengelerini korumaya çalışması sırasında kullandığı bir mekanizmadır.  Amaç gerek biyolojik, gerek sosyolojik, gerekse psikolojik anlamda hepsi sistemin bekasını temel alır…
“Değişmeyen bakış açılarımız, olmayan tartışma kültürümüz, bilgi sahibi olmadan yaptığımız yargılamalar, değişime kapalılığımız” bunların hepsi düşünce sistemimizin, paradigmalarımızın, sistemin bekasını sağlamak için verdiği mücadelelerdir. Bu bireysel anlamda böyleyken, topluluklar, toplumlar, kurumlar ve kuruluşlar içinde benzer biçimde şekillenir. Onlar da çoğu bilinçsiz biçimde, kimileri bilinçli biçimde (kendilerine sağlanan rantları, egolarını veya benzeri değerleri) değişime karşı çıkarlar…
Ülkemiz iç siyasetinde bu bağlamda tasvip etsek de, tasvip etmesek de; beğensek de, beğenmesek de bu kalıpları kırıp, kendi içinde yeni bir homeostazi kurma başarısını AK Parti göstermiştir. Burada CHP her ne kadar Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte “Yeni CHP” sloganıyla ortalara çıksa da, ya parti içi dengeler, ya belirli statükoları kaybetme korkusu, ya da güne ayak uyduramama duygusu CHP’yi değişime kapalı, statükocu, konservatif bir yapı olarak karşımıza çıkarmaktadır…
SONSÖZ
Charles Darwin, “Doğaya ayak uyduran, türünü devam ettirir. Uyduramayan yok olur gider” der. Bu sosyoloji ve siyaset bilimi için de geçerlidir. “Çağa ve günün koşullarına ayak uydurup, kendi içlerinde bireysel ve yapısal değişimleri gerçekleştiren görüşler, dünya bakışları ve siyasi partiler devam edeceklerdir. Bunu sağlayamayanlar kaybolup, gideceklerdir.” Yakın tarihimizin dünya geneli ve ülkemiz özelinde bunların somut örnekleri ile doludur…
Türk siyasetinin temel gereksinimlerinden birisi muhalefet partilerinin, başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere bu değişimin farkındalığına varıp, onu hayata geçirmek için adımlar atmalarıdır. Yoksa tarihin sayfaları arasında yok olup, gideceklerdir. Artık, kişisel menfaatler ve beklentiler bir kenara bırakılıp, değişimin gerekliliğini yerine getirmek gerekmektedir…