Bursa Hakimiyet

Can Kıraç neden hapis yattı?

Can Kıraç ülkemizdeki özel insanlardan biri. Adını Atatürk’ün koyduğu Can Kıraç, çocukluğunu Eskişehir’de geçirdi. Galatasaray Lisesi’ni, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni bitirdi. Üniversite öğrencisiyken, Türkiye Milli Talebe Federasyonu başkanlığı yaptı. 1952 yılında Atatürk ilkelerine bağlı kalınması için yazdığı bir makaleden dolayı “Türk halkını isyana teşvikten” sanık oldu. TÜSİAD’ın kuruluş hazırlıklarını yürüten komitede çalıştı. 1991 yılında Süleyman Demirel’in politikaya girme davetini kabul etmedi ve 1991 yılı sonunda  kendi isteği ile Koç Topluluğu’ndaki 41 yıllık profesyonellik hayatını noktaladı...
Günseli Başar’ın ölümünün ardından Can Kıraç’ın dostları ile paylaştığı bir maili sizlerle paylaşmak istedim. Bu mailde Can Kıraç’ın neden hapis yattığını öğreniyorsunuz...
“20 Ağustos 1952 günü, Gaziemir Ulaştırma Okulu’nun 36. dönem yedek subay öğrencileri, öğlen tatilinde, İzmir’in bunaltıcı sıcağından korunmak için okul komutanlığının önünde bulunan ağaçlar altına serilmişlerdi. Bazılarımız, pilli radyolarımızdan haberleri dinliyorduk. Birden beklemediğimiz bir haberle yerlerimizden fırlamış, bütün gücümüzle
Yaşasın!” diye haykırmaya başlamıştık!
Türkiye güzeli Günseli Başar “Avrupa Güzeli” seçilmişti. Sevinç şaşkınlığımız geçer geçmez, ben, bölük başçavuşu olarak arkadaşlarımı, komutanlık binası önünde merasim yürüyüşü için toplanmaya davet etmiştim! “Dikkkkattt! Merasim yürüyüşü marş!” komutumla bölük arkadaşlarım sert adımlarla ilerliyor ve hep beraber söylediğimiz Yedek Subay Marşı’yla Ulaştırma Okulu’nu inletiyorduk!
“Türklüğün öz cevheri taşar temiz kanından/ Yedeksubay ölür de dönmez er meydanından!”...
Heyecanımızın doruk noktasında, keskin sesli bir komut kulaklarımızda çınlamıştı:
“Başçavuş! Yürüyüşü durdur ve buraya gel!”
 Emre uyarak yürüyüşü durduruyor ve bölüğe şu komutu veriyordum:
“Sola dönnn! Selâm durrr!”
Sonra komutanlık binasının girişinde bizi izleyen okul komutanına koşarak yaklaşıyor, gözlerinin içine bakarak onu selamlıyor ve tekmilimi veriyordum:
“Ulaştırma Okulu 3.Bölüğü merasim yürüyüşüyle Avrupa Güzeli seçilen Günseli Başar’ı kutluyor! Arzederim komutanım!”
Komutan, biraz kızgın biraz mütebessim, yanındaki emir subayı yedek subay üsteğmen Nezih Akış’a dönüyor ve emrini açıklıyordu:
“3.Bölük başçavuşunu bir hafta süreyle katıksız hapse atınız!”
(Nezih Akış milli basketbolcu ve eski Adana valisiydi. Allah rahmet eylesin.)
Böylece, benim 6 yaşımda Naşide Saffet’le başlayıp 25 yaşımda Günseli Başar’la devam eden güzeller ve güzellik tutkum parmaklıklar arkasında noktalanmış oluyordu.
O günden bu yana hangi güzelle karşılaşsam Karacaoğlan’ın şu dizesini hatırlamakla yetinirim:
“Ben güzele güzel demem/ Güzel benim olmayınca! “
Günseli Başar’ın kabri sevgi ışıklarıyla dolsun...”