Bursa Hakimiyet

Fahrettin Paşa, Mehmet ve Mehmetçik!

Böyle bir ortamda iktidar ve muhalefet partisi Mehmetler ve Mehmetçik üzerinden zaman zaman siyasi diyaloglar yaşıyor...Bu beni çok üzüyor. Sizlere biraz geçmişimizden söz etmek ve Mehmetçik kelimesinin ne zaman, nasıl doğduğunu anlatmak istiyorum...
İngiliz ajanı Lawrens, Araplar’ı çeşitli vaat ve hilelerle Osmanlı’ya karşı kışkırtmayı başarmış, sonunda 1916 yılında Şerif Hüseyin isyanıyla Araplar, Osmanlı’ya karşı İngilizler’le işbirliği yaparak Hicaz bölgesinin Osmanlı’nın elinden çıkmasına neden olmuştu...
FAHRETTİN PAŞA VE MEHMETÇİK
Bu sırada Medine’yi savunma görevi Medine Müdafii, Türk Kaplanı, Çöl Kaplanı lakapları ile anılan Fahrettin Paşa’ya(Ömer Fahrettin Türkkan.1868-1948) verilir. Bu direniş Haziran 1916’dan - Temmuz 1919 tarihine kadar sürer. Fahrettin Paşa, bütün yokluklara ve ihanetlere rağmen senelerce devam eden İngiliz ve Arap kuşatması altında açlığa, susuzluğa, aşırı sıcaklara, Arap askerlerin firarına, subaylarının ümitsizliğine ve de Osmanlı Hükümeti’nin bizzat “Kaleyi İngilizler’e teslim” emrine karşı çıkarak mücadele etmiş, askerlerine yiyecek sıkıntısı baş gösterdiğinde çekirge yemelerini emretmiş ve Hz.Pegamber’in  kabrini namahrem ellere terk etmeyi zul kabul etmiştir...
Fahrettin Paşa, bütün bu olumsuz şartlara rağmen,kendisine sürekli teslim olmayı teklif edenlere hem bir tarihi cevap, hem de Hazreti Peygamber’e olan sonsuz sevgisini şu tarihi sözlerle ifade etmiştir:
“Ey insanlar! Malumunuz olsun ki, yiğit ve kahraman askerlerim, bütün İslam’ın sırtını dayadığı yer, manevi gücün desteği, Hilafetin gözbebeği olan Medine’yi son kurşununa, son damla kanına, son nefesine kadar muhafazaya ve müdafaaya memurdur. Buna Müslümanca, askerce azmetmiştir. Bu asker, Medine’nin enkazı ve nihayet Ravza-i Mutahhara’nın yeşil türbesi altında, kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saadet minareleriyle yeşil kubbesinden al sancağı alınmayacaktır! Allahu Teala bizimle beraberdir! Şefaatçimiz O’nun Resulü, Peygamber Efendimiz (sav)’dir! Ey bütün tarihi eşsiz kahramanlar; şan ve şerefle dolu Osmanlı ordusunun yiğit zabitleri! Ey her cenkte (savaşta) cihanı tir tir titretmiş, asla kimseye boyun eğmeyerek daima namus ve din borcunu kanıyla ödemiş, yiğit Mehmetçiklerim, kardeşlerim, evlatlarım! Gelin hep beraber Allah’ın ve işte huzurunda huşû ve aşk içinde gözyaşları döktüğümüz Peygamber’in (sav) karşısında, aynı yemini tekrar edelim ve diyelim ki; Ya Resulallah, biz seni bırakmayız!”
Bu söylev Türk ordusunda askerler için Mehmetçik ifadesinin kullanıldığı ilk söylevdir. Bu ifadeler dönemin yönetimlerince askerleri küçük düşürdüğü gerekçesiyle, kınanmıştır...
Fahrettin Paşa, tek tek Mehmetçik’leri ile vedalaşıp, helalleşmiş ve onlar Medine’yi terk ettikten sonra orada kalmış, kılıcını teslim etmeyip, Hz.Pegamber’in kabrine saklamış, daha sonra İngilizlerce sürgün edilmiş ve öldürülecekken, Ankara Hükümeti aracılığıyla kurtarılmış, Atatürk’e gidip, er olarak savaşmak istediğini söylemiş ve Atatürk tarafından Afgan’a elçi tayin edilmiştir...
Lütfen Mehmetçik üzerinden siyaset yapmayalım...