Bursa Hakimiyet

Japon gözüyle Türkiye


Kentimizde ilginç bir konuğumuz vardı. Uludağ Üniversitesi'nin, Avustralya James Cook Üniversitesi ve Melbourne RMIT Üniversiteleri işbirliği ile düzenlediği "Uluslararası Disiplinlerarası Sosyal Bilimler Kongresi"ne davetli konuşmacı olarak katılan Japon Prof. Dr. Masanori Naito, oldukça düzgün bir Türkçe ile yaptığı konuşmasında, Türkiye ve Ortadoğu konusunda ilginç değerlendirmeler yaptı...
Japonya Doshisha Üniversitesi Küresel Çalışmalar Enstitüsü Dekanı Prof. Dr. Masanori Naito, Türkiye'de İslami değerlerin yükselip laikliğin esnetilmesi sürecinde Türk halkını suçlamanın doğru olmadığını savunarak, "Asıl suçlanması gerekenler Atatürk'ten sonra gelen siyasetçiler ve devlet yöneticileri. Onlar, maalesef aslında hep ulu önderin devrimini pekiştirmek isterken temelini yıkmaya çalıştılar" dedi. Prof. Dr. Naito, Türkiye'nin terör dışındaki pek çok sorundan kaynaklanan çatışma ve gerginliklerden sinerji yaratarak, dünyaya örnek bir model olabileceğini de belirtti.
Prof.Dr.Naito, Arap Baharı diye değerlendirdiğimiz süreç içinde değerlendirmelerde bulundu…
Ortadoğu'da uyanış hareketinin 1980'li yıllardan itibaren başladığını, ancak Batı'nın bunu yanlış okuduğunu savunan Naito, "Bir dizi sistem değişikliğini 'Arap Baharı' diye acele değerlendiriveren Batı devletleri, İslami kesimin ön plana çıkması durumunu da beklenmeyen bir sonuç olarak kabul etmek zorunda kaldı. Kendi yanlış değerlendirmelerini, yanlış okumalarını gizlemek için de 'İslamcılar bunu sabote etti' diye bir söylem geliştirdiler. Arap Baharı'ndaki Müslümanların ön plana çıkmasını 'sabote' değil de 19. Yüzyıldan beri devam edegelen 'Batı'yla Çarpışma'dan kurtulmanın yollarından birisi olarak değerlendirmek daha isabetli olsa gerek" dedi…

Kürtaj yasasına psikiyatrik bakış
Türkiye Psikiyatri Derneği Meclis'e hazırlanan "Kürtaj-Sezeryan yasası" ile ilgili görüşlerini açıkladı. Derneğin Bursa temsilcisi Uz.Dr.İbrahim Karakılıç aracılığıyla ulaşan bilgilere gore konuya TPD şöyle bakıyor:
Dünya Sağlık Örgütü Üreme Sağlığı Strateji Raporları, dünyada her yıl ortalama 45 milyon kürtajın yapıldığını ve bunların 19 milyonunun güvenli olmayan ortam ve koşullarda gerçekleştiğini göstermektedir. Türkiye'de 1983'te legal hale gelen kürtaj ile yasadışı düşüklere bağlı anne ölümleri azalmıştır. Şimdi ise büyük bir aceleyle Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı'nın beraber hazırlayarak Bakanlar Kurulu'na sunacağı kürtaj - sezaryen yasa tasarısı hazırlamaktadır. Bizler sonuç olarak bu konuda şöyle düşünmekteyiz:
" Kürtajın yasal bir hak olarak kalmasını savunuyoruz. Kadınlar hayatlarını riske atacak tehlikelere zorlanamaz, kürtaja ve üreme sağlığı hizmetlerine her kadın ücretsiz ulaşabilmelidir. Kadınların çocuk sahibi olup olmamasına ya da kaç çocuk sahibi olacağına kendileri karar vermelidir…"