Bursa Hakimiyet

Neleri kaybettik biz?

Bunları anımsamak için çok gerilere gitmek gerekmiyor.
Mahallenin abisi vardı. Bir kavga çıktığında gençlerin arasına girer, ikisini de kulaklarından çeker ve el sıkıştırırdı. Sonra birlikte top oynamaya devam edilirdi.
Yolda önünüze gelen insanı, kızı taciz edemezdiniz. Laf atamazdınız. Hemen oralardan geçen birisi müdahale ederdi.
İki kişiyi yolda kavga ederken gördüğünüzde araya girerdiniz. Ayırırdınız.
Devletin valisi, kaymakamı vardı. Kan davası yaşayan koca aşiretleri bir araya getirirdi. Yüzlerce metrelik yer sofraları kurulur. On yılların kan davası     unutulurdu. Çünkü, masada devlet vardı. 
Şimdi ne oldu?
Yolda kaza olmuş, yerde bir insan yatıyor. Kimse yanına gitmiyor.
Yandaki komşunun adını bile bilmiyor insanlar. 
Yoldaki kavgayı ayıran yok.
Önündeki kapkaça müdahale eden yok.
Herkes içine kapanmış tam anlamı ile konservatif bir hale dönmüş.
İnsanların ortak ağladığı, ortak güldüğü konular yok olmuş.
Neleri kaybettik biz?
İnsanlığımızı, dostluğumuzu, komşuluğumuzu.
Yazık.

Bir olalım, birlik olalım

Artık toplumun hamasi nutuklara ihtiyacı yok. Boş vaatlere ihtiyacı yok.
İnsanlar her bağlamda üzerinde yaşadıkları ülkenin bir vatandaşı olduğunu hissetmeli. Kendisine  ırkı, mezhebi ve siyasi görüşü nedeniyle farklı davranılmayacağına inanmalı.
Burada en büyük görev devlete düşüyor. Devlet bunu projelendirmeli ve uygulamalı.

Ayrışma ve kutuplaşma

İnsanların seçemeyeceği üç şey vardır. Bunların ilki anne ve babasıdır. Bu nedenle insan doğarken ırkını belirleyemez.
İkincisi nerede doğacağıdır.
Üçüncüsü ise dininin ne olacağıdır.
İnsanlara üstünlük yaptığı seçimlerle gelir. İnsanların seçemeyeceği ırkı, dini ve vatanı insana hiçbir üstünlük kazandırmaz.
İnsanların üstünlükleri yaptığı seçimlerle gelir.
Irk ve din üzerine yapılan siyasetler toplumu ayrıştırır ve de kutuplaştırır.