Bursa Hakimiyet

Teknik ulema ne diyor?

Osmanlı’da ortaya bir sorun çıktığında, “Ulemaya” sorulurdu. Günümüzde de zaman zaman bazı yöneticilerimiz  “Ulemaya sormak lazım” demekte...
Taksim Gezi Parkı ile ilgili ortaya çıkan çevre duyarlılığı, ülke çapında bir toplumsal harekete dönüştü. Bu noktada, bu alanın teknik uleması sayılabilecek uluslararası bir kurumun ne dediğini sizlerle paylaşmak istiyorum...
Kısa adı ICOMOS olan International  Councıl On Monuments and Sites yani Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi  bu konunun birinci derecede muhatabı. Bursa özelinde anımsanacağı gibi  Cumalıkızık, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne girmek için büyük bir çaba göstermekte. Bu noktada da konu UNESCO’ya iletilirken, geçtiği önemli aşama ICOMOS oluyor. Bu nedenle bu kuruluş uluslararası platformda etkin bir kuruluş...
ICOMOS NE DİYOR?
Konu ile ilgili olarak ICOMOS’un yaptığı değerlendirme şöyle:
“1. Taksim Gezi Parkı, tarihsel mimari önemi bağlamında -sadece bir yeşil alan olmanın ötesinde- İstanbul’un en önemli ve korunmaya değer varlıklarından biridir. Onyıllardır kayıtsızlık ve duyarsızlıkla tahrip edilmeye ve aşındırılmaya devam etmesine rağmen, hala önemini yitirmiş değildir. Dünyaca bilinen bir tasarımcı olan Henri Prost tarafından projelendirilmiştir ve Türkiye’de anıtsal-eksensel park planlama yaklaşımına sahip tek kamusal yeşil alandır. Ortadan kaldırılması bir yana, restore edilerek, asli özellikleri iade edilmeli ve Türkiye ve İstanbul’un kültür tarihinde hak ettiği yere yerleştirilmelidir.
2. Gezi Parkı ortadan kaldırılarak onun yerinde rekonstrüksiyonu hedeflenen Topçu Kışlası’nın yeniden yapımı koruma-restorasyon disiplininin uluslararası ilkeleri bağlamında aşağıdaki sorunlar nedeniyle kabul edilemez bir durum sergilemektedir.
Birinci sorun şudur: Yok olmuş tarihsel yapıların rekonstrüksiyonu, ancak söz konusu yapıların mimari, inşai, estetik düzey ve tarihsel anılar taşımak gibi gerekçelerle kaybının çok büyük olması halinde meşrudur. Taksim Kışlası ise, kaybı bu kadar büyük anlam taşıyan bir yapı değildir. Şayet yerinde duruyor olsaydı, kuşkusuz, korunması gerekecekti. Fakat bu yitirilmiş yapının kent belleğindeki önemi, yerine bir replikasını yapmayı gerektirecek kadar derinlikli ve güçlü değildir.
İkinci sorun ise, yapının rekonstrüksiyonunu yapmanın ortaya sadece eskisi gibi gözüken, ama hiçbir rasyonel koruma ölçütüne göre tarihi eser sayılmayacak bir yeni yapı çıkaracak olmasıdır. Türkiye kamuoyunda sık sık aksi gündeme gelmesine karşın, geçmişin görüntülerini yeniden üretmek tarihi çevreyi ve mirası korumak demek değildir. Yukarıda da vurgulandığı gibi sadece bazı çok zorunlu hallerde bir taklit yapı inşa etme girişimi hoşgörülebilir. Kaldı ki, hoşgörüldüğü hallerde bile, yok olmuş yapıların rekonstrüksiyonunu yapabilmek için, elde eski durum hakkında fikir verecek yeterli ve ayrıntılı belgeler ve veriler olması gerekir. Eski Taksim Topçu Kışlası için elde yalnızca yapının bazı dış mekan fotoğrafları vardır. Dönemine ait hiçbir gerçek inşai ve mimari ayrıntısı, hatta tam boyutları bile, bilinmemektedir. Bu koşullarda yeniden yapımı, koruma ilkeleri açısından, Taksim’in en merkezi yerinde bir “Disneyland” inşa etmekten daha anlamlı ve ciddi bir sonuç vermeyecektir...”