Bursa Hakimiyet

Türk-Fransız ilişkileri

Uluslararası  ilişkiler zor bir konudur. Hele hele bunun içinde iki ülke arasındaki ilişki daha da zordur. Çünkü, ülkelerarası ilişkilere herkes farklı noktadan bakar.
Örneklemek gerekirse sade vatandaş konuyu kendi tarih kitaplarında anlatıldığı başlıklar ve günümüz medyasının ona sunduğu enformasyon ve dezenformasyonla değerlendirir…
Ülkeleri yönetenlerin bakışı siyasidir. Bundan fazlasını beklemek de zordur…
Diplomatların bakışı ise akılcı ve de stratejiktir…
Tarihsel süreç incelendiğinde, kriz dönemlerindeki en önemli kişinin diplomatlar olduğunu görürsünüz. Size onlardan söz etmek istiyorum. Daha önce bu konunun benzerini kaleme almıştım. Ama anımsatmakta yarar olduğunu düşünüyorum…
Fransa ilginç bir ülkedir. Deyim yerindeyse burnundan kıl aldırmaz gibi bir algısı vardır. Size bundan yüz küsur yıl önce yaşanmış bir Osmanlı-Fransız  diplomatik ilişkisini aktarmak istiyorum…
Politika literatürüne girmiş bir kavram vardır, Bonapartizm. Bu kavram literatüre bizim bildiğimiz Napoleon’un yeğeni olan III. Bonaparte (III.Napoleon) döneminde girmiştir…
Kısaca Bonapartizm, cumhuriyet rejiminde demokratik parlamenter sistemin rafa kaldırılarak, darbe yolu ile diktatörlük kurulmasıdır. Bu işin mucidi(!) Fransa'da ortaya çıkışı şöyle olmuştur:
1799 yılının 9 Kasım günü, Fransız cumhuriyetçi takvimine göre Brumaire ayının 18'i, Napoleon Bonaparte bir hükümet darbesi yaparak askeri diktatörlüğünü ilan etmişti…
Napoleon'un yeğeni Louis Bonaparte ise aradan elli iki yıl geçtikten sonra 2 Aralık 1851 günü yine bir hükümet darbesiyle tarih sahnesine çıkmıştır. Louis Bonaparte, ( III. Bonaparte) 10 Aralık 1848'de yapılan bir referandumla Fransa Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı seçilmiştir. Ne var ki Mayıs 1852'de cumhurbaşkanlığı süresi sona erecek ve yeniden seçilme şansı olmayan Bonaparte'ın dönemi de böylece son bulacaktır. Bunun üzerine Louis Bonaparte, burjuva parlamenter işleyişin tıkanmasından yararlanarak, kendisine uzun süreli bir saltanat imkânı yaratmak için harekete geçmiş, parlamentoyu iptal edip, imparatorluğunu ilan ederek, emeline ulaşmıştır. Bu olaydan sonra literatür Bonapartizm kavramını kazanmıştır…

III. NAPOLEON  VE AHMET VEFİK PAŞA

İşte, o dönemlerde Osmanlı’nın Fransa’daki büyükelçisi Bursa’nın yakından tanıdığı bir isim olan büyük devlet adamı Ahmet Vefik Paşa’dır. Ahmet Vefik Paşa ile III.Napoleon’un yıldızı bir türlü barışmaz. Bir kez saraydaki diyalogları şöyle geçer:
“Fransa Kralı III. Napolyon'un, Paris'te Osmanlı Devleti Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında bir ara alaylı bir şekilde ‘Sen kendini Yavuz Sultan Selim'in elçisi mi zannediyorsun?’ demesi üzerine Ahmet Vefik Paşa da büyük bir hazır cevaplıkla lafı gediğine koyar:
‘Öyle olsaydım, siz Fransa'da imparator olarak bulunamazdınız’…”
Bir başka diyalogda şöyledir:
“Fransa İmparatoru III. Napolyon tüm yabancı misyon şeflerinin önünde şöyle der : ‘Osmanlı İmparatorluğu çöküyor, çatırtılarını duyuyorum’. Vefik Paşa ise, ‘Bizim memleket buraya uzaktır. Duyduğunuz çatırtılar Fransa'ya ait olsa gerek’ diye cevap verir…”
Bir başka olay da şöyledir:
O dönemler Fransa’nın Osmanlı büyükelçisi deniz tutkunudur. Ve kendisine çok büyük bir kayık yaptırır. Onun kayığı ve kürekçi sayısı padişahın kayığından büyük ve fazla olunca sorun çıkar. Dönemin dış ilişkileri konuyu kendisine iletir. Ama Fransız umursamaz. Bu konudan Ahmet Vefik Paşa’nın haberi olur. Hemen III.Napoleon’un at arabasının aynısından yaptırır ve Fransa sokaklarında dolaşmaya başlar. Herkes imparator geçiyor, diye Ahmet Vefik Paşa’nın arabasının önünde eğilmeye başlarlar. Bunun üzerine hemen diplomatlar devreye girer ve taraflar karşılıklı olarak kayık ve at arabalarını çekerler…
Ahmet Vefik Paşa’yı saygı ve rahmetle anıyorum…