Bursa Hakimiyet

Masa başına oturma zamanı

 Aynen Nasreddin Hoca’nın “Sen de haklısın” fıkrasında olduğu gibi.
Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe “Benim derdim stadı bitirmek” diyor.
Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı da “Bursaspor’un, maçlarını oynayacağı yeni statta figüran olarak yer alması asla kabul edilemez” de ısrar ediyor.
2 taraf da haklı.
“Peki birinin haksız olması gerekmez mi?” diye sorulsa, cevap yine aynı:
“Sen de haklısın”
Recep Altepe şu an, gelir-gider paylaşımını değil, onur projesi olarak baktığı yeni stadı zamanında bitirebilmeyi düşünüyor. Ankara’dan gelen para bitti. Mutlaka yeni bir yardım veya kaynak gerekli. Sadece stat değil, çevre düzenlemesi ve çevre yolları da büyük para istiyor.
Bulunamazsa iş zora girecek.
“Atatürk Stadı arazisinin satışa çıkması tekrar gündeme gelebilir mi?” sorusu bile akıllara gelmeye başladı. Ancak siyasi kulislerde verilen cevap hep aynı:
“Bu mümkün değil, parka dahil edilmesi için söylenen büyük sözlerden dönülmez”
İbrahim Yazıcı’nın da derdi para.
Öncelik kalıcı gelirde.
Hele, 2013’te gelir-gider dengesinin kontrolü tamamen UEFA’ya geçeceğinden mali konular mutlaka bir sisteme oturmak zorunda. Bunun için de yeni stattan Bursaspor’un mutlaka iyi bir gelir elde etmesi şart.
Sonuçta, bütün bu uğraşlar Bursa ve Bursaspor için.
İsimler gelip geçici, şehir ve kulüp kalıcı. Hep böyle demiyor muyuz?
İyi güzel de “Gelip-geçici” dediğimiz isimler şu an için düşman kardeşler gibi.
İşte bu yanlış.
Eğer bu konular halledilemezse 2 taraf da kaybedecek.
Ne gerek var buna?
Yapılacak tek iş var:
Kırgınlıkları bir yana bırakarak masa başına oturup sorunları tartışmak ve 2 tarafın da yararına olacak ortak çözümler bulmak. Yeni stadın 70 locasının ve altındaki 28 bin metrekarelik ticari alanın 2 tarafa da kaynak olabilmesinin yollarını beraberce aramak bu kadar zor mu?
Yöneticilerin asıl görevi bu değil mi?
Bakın İzmir’e.
Yıllardır birbirleri ile boğuşmaktan ne futbolda ne de stat işinde 1 arpa boyu yol gidemediler.