Namık GÖZ

Namık GÖZ

namikgoz@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
İnsanlık kaybettiği tatları arıyor
12 Ekim 2017 Perşembe, 08:19

Almanya'nın Köln kentinde düzenlenen Anuga Yiyecek ve İçecek Fuarı'na geleceğin yiyeceklerinin yanı sıra insanlığın kaybettikten sonra yeniden farkına vardığı tadlar damgasını vurdu. 107 ülkeden 7 bin 405 şirketin stantlı katılım sağladığı fuarda, Türkiye'den 298 firma boy gösterdi. Bursa'dan aralarında Uludağ İçecek, Marmarabirlik, Aroma, Kınık ve Kardelen gibi markaların da yer aldığı 15 firma stant açtı.

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Küresel Fuar Acentesi Projesi kapsamında gıda sektöründen 75 işadamı ve firma temsilcilerinin yer aldığı heyetin ilk günkü görüşmelerinin ardından Anuga Fuarı ziyareti başladı. Anuga, iki yılda bir düzenlenen dünyanın gıda vitrini.
Fuarı anlatmadan önce biraz kuruluşu hakkında bilgi vereyim asıl adı Koelnmesse olan Köln Fuar ve Sergi alanı, Almanya'nın en büyük fuar organizatörlerinden biri Fuar alanı ise 284 bin metrekare. Yılda yaklaşık 75 fuar ve 2 bin konferans düzenlenen Koelnmesse, her yıl yaklaşık 44 bin katılımcı ve 2,5 milyon ziyaretçiye ev sahipliği yapıyor.
Böylesini büyük bir alanda düzenlenen fuarı gezmeye üç gün yetmez. Çünkü 11 ana bölümün alt gruplarıyla birlikte 7 bin 405 stant. Günde yaklaşık 15 bin adım atarak, heyette gazeteci olarak yer alan ancak asıl mesleği gıda mühendisliği olan Zafer Akpınar ve BTSO Basın Bürosu görevlisi Yusuf Serkan Yılmaz ile birlikte elimizden geldiğince dolaşmaya çalıştık.

Doğal gıdaya dönüş

MUSİAD Bursa Şubesi Gıda ve Tarım Komisyonu Başkanı Murat Bayizit'in dediği gibi gelecek tamamen fonksiyonel gıdalara giderken, doğal ve organiğe dönüş yaşanıyor. İnsanlar kaybettikleri değerlerin 'tatların' lezzetlerin farkına vardı ve firmalar da gelen talebi karşılamak için üretim yelpazesini buna göre şekillendirmeye başladı. Hemen hemen tüm stantlarda bunun yansımasını görmek mümkün. İçinde yosun destekli ürünlerin bulunduğu içeceklerden gofrete benzeyen protein barlarına ve ambalajına kadar öze dönüş çabası gözleniyor.

Bizim cam ve teneke ambalajlarının yerini yeni yöntemler alıyor. Isıya dayanıklı ambalajlarla farklı ürünler oluşturulabiliyor.

Türk mutfağının zenginlikleri bu ambalajlama ile dünyaya yayılabilir. Yunanistan, bu konuda bizden bir adım önde. Sarmayı dolma ve baklavayı yeni ambalaj yöntemleri ile dünyaya sunmaya başlamışlar bile. Şimdi dönerin peşindeler.

Dünya bireyselleşmeye gidiyor

Hakim olduğumuz pazarları bazen kendi elimizle başka ülkelere kaptırıyoruz. Mesela dökme zeytinyağı ihracatı, bu sektörün kendi bacağına ateş etmesinden başka bir şey değil. İspanyollar, bizden aldıkları dökme zeytinyağını şık cam şişelerde dünya pazarına aldıkları fiyatın belki de on katı değerde satıyorlar.
Bursa heyetinde yer alan BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Aytuğ Onur, fuarın Bursalı firmalar açısından oldukça verimli geçtiğini vurgulayarak, dünyada gıda alanında da inovasyon odaklı çalışmaların olduğuna dikkat çekiyor. Onur, "Dünya artık bireyselleşmeye doğru gidiyor. Hazır yemeklere doğru yoğun bir ilgi var. Fuarda rakiplerimizin neler ürettiğini görme imkanı bulduk. Bu doğrultuda ürünlerimizi geliştirme fırsatını yakalıyoruz" diye konuşuyor.
Anuga Fuarı Heyet Başkanı ve BTSO Meclis Üyesi Burhan Sayılgan ise 'Bursa Food Point' kurumsal kimliğiyle çalışmalarını sürdüren Gıda UR-GE Projesi ve Küresel Fuar Acentesi'nin firmalarımıza katkısı tahminlerimizin ötesinde olduğuna dikkat çekiyor. Sayılgan, fuar ve ikili iş görüşmelerinde imza atılan sözleşmeler, firmalarımızın ihracata olan heyecanının da göstergesidir" ifadelerini kullanıyor.


BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Aytuğ Onur, fuarda Uludağ İçecek'in standını ziyaret ederek Ömer Kızıl ile görüştü.


BTSO heyeti, Marmarabirlik standını ziyaret ederek Yönetim Kurulu Başkanı Hidamet Asa ile görüştü.

Hisset, kokla, istersen tadına bak...

Dünyanın en tatlı müzesi
Almanya'nın Köln kentindeki dünyanın en tatlı müzesi, kakao ve çikolatanın 5 bin yıllık geçmişine yolculuk yaptırıyor. 1993 yılında açılan ve yılda 600 kişinin ziyaret ettiği müzeyi gezenler sergilenen eserleri sadece görmekle kalmıyor, hissedebiliyor, koklayabiliyor ve hatta tadabiliyorlar.
Anuga Fuarı için gittiğimiz Köln'de Bursa heyetini resmi ziyaretlerin dışında 'Tatlı' bir sürpriz bekliyordu.
BTSO'nun hazırladığı fuar kılavuzunda gezilecek yerlerin ilk sırasına yerleştirilen çikolata müzesi, hem klasik anlamda bir müze hem de çikolata fabrikası. Böyle olunca da ziyaretçilerden müzeden unutulmaz anılarla ayrılıyor.
Müzede, çikolata üretim süreci, tropikal bölgelerdeki kakao hasadından tutun, özel olarak yapılan seri banttaki üretime kadar tüm detayları ile gözler önüne seriliyor. Müze bahçesine kurulan sera ortamının nemli havası da kakao ağaçları bile yer alıyor.
İkinci aşama ise çikolata 5 bin yıllık öyküsü. Mayalar ve Aztekler ise kakaoyu ilaç olarak ve karşılığında mal alınabilecek bir ödeme aracı olarak kullanıyorlarmış. Avrupa'da çikolata izine ilk olarak 1544'te rastlanmış. Önce İspanya, ardından Roma ve oradan Almanya ve tüm Avrupa'ya yayılmış önceleri aristokratların içeceği olan kakao son yüzyılda tüm insanların vazgeçemediği tatlar arasındaki yerini almış. Çikolata Müzesi'ni 31 Ekim 1993'te açan Kölnlü Imhoff-Stollwerck firması, 1839 yılından beri çikolata tarihinde önemli bir rol oynuyor.

ÇİKOLATANIN KALBİNE YOLCULUK
Müze içinde yapılan turun son noktasını, litrelerce sıvı çikolatanın aktığı "çikolata pınarı" oluşturuyor. Her ziyaretçiye, çikolataya batırılmış bir gofret veriliyor. Bireysel giriş ücreti 13,5 Euro, 15 ve üzerinde kişiden oluşan gruplar için kişi başı 10 Euro ücretin alındığı müze, 60 ila 90 dakika arasında gezilebiliyor.
Kakao tozu yapılan yaklaşık 500 yıllık ilkel ekipmanlar, Gana'da kakao taşımada kullanılan kayık, 200 yıllık kakao yağı üretilen pres, 100 yıllık çikolata ve şekerleme otomatları, içine sıcak çikolata konulan gümüş ve porselenden yapılmış 250 yıllık kap ve fincanların bulunduğu müzeye gelenler, kakao ve çikolatanın 5 bin yıllık geçmişine yolculuk yapıyor. Sütlü ile koyu çikolata arasındaki farkların anlatıldığı, çikolatanın üretiminin uygulamalı olarak aktarıldığı müzede, 150 yıllık çikolata kalıpları bile sergileniyor.

Ziyaretçilerle müzenin yakın temasının sağlandığı en güzel ortam ise üçüncü katta. Sıvı haldeki çikolatanın yapımını izlerken sipariş de verilebiliyor. Yalnız çikolatanın soğuması için 25 dakika beklemek zorunda kalıyorsunuz. Bu katta ayrıca çocuklar için özel bölüm bulunuyor. Burada çocuklara çikolata üretimi uygulamalı olarak anlatılıyor.

KAHVE MÜZESİ NEDEN OLMASIN?..
Müzeyi dolaştıktan sonra aklıma Avrupalıların kahve ile tanışması öyküsü geldi. 1683 yılında Viyana önlerine gelen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, şehri alacağından o kadar emindi ki, Viyana'yı aldıktan sonra şehirde yapacağı geçit törenini planlıyordu. Bu nedenle, bu büyük merasimde kullanılacak eşyaları Topkapı Sarayı'ndan çıkarttırmış ve yanına almıştı. Çekilme sırasında bu eşyalar Viyana önlerinde kaldı. Bu sırada ilginç bir olay yaşandı: Hazinelerin yanında çuvallar dolusu çekilmemiş kahve bulunmaktaydı. Kahve çekirdeklerini gören Avusturyalılar, gördükleri çekirdekleri başka bir şey zannederek, "Türkler meğerse keçi pisliği yerlermiş" dediler ve kahve çekirdeklerini imha etmeye çalıştırlar. Daha önce Osmanlı topraklarında yaşamış bir Viyanalının kahve çekirdeklerini fark etmesi ve Avusturyalılara tanelerin ne işe yaradığını anlatması sonucunda Avrupalılar kahveyle tanışmış oldular.
İşte bu öykünün yer aldığı kahvenin yolculuğunun anlatılacağı bir müze İstanbul'a yakışmaz mı? Hem üretim, hem kahve ikramı ve tıpkı çikolata müzesinde olduğu gibi alt katında da satış mağazası.
Sayıları her geçen gün artan kahve satışı yapan girişimcilere benden söylemesi...