Namık GÖZ

Namık GÖZ

namikgoz@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Merak etti 500 yıllık sanata hayat verdi
25 Aralık 2017 Pazartesi, 11:23

Dilek Erim'in Yıldız Sarayı Şale Köşkü'nde görüp aşık olduğu, hat, tezhip, minyatür ve ebru gibi geleneksel sanatlar arasında yer alan ancak cumhuriyet döneminde unutulan kaatı, onun kişisel mücadelesi ve emeği sayesinde üniversitede okutulacak ders haline geldi.

Bir motif veya desen örneğinin, ince bir kağıt ya da deride oyulduktan sonra başka bir zemin üzerine yapıştırılması olarak bilinen 'Kaat'ı sanatı 14'üncü yüzyılda Afganistan'ın Herat bölgesinde Abdullah Kaatı tarafından yapılmaya başlandı. Bu bilgiler, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nden ve Gelibolulu Mustafa Mir Ali'nin Menakıbı Münevveran adlı eserinde yer aldı.
Osmanlı'nın bu sanatla tanışması ise Akkoyunlu Yakup Bey'in Fatih Sultan Mehmet'e gönderdiği kaatı albümüyle başladı. Bu eser hâlâ Topkapı Müzesi'nde yer alıyor. İkinci Beyazıt ve Kanuni dönemlerinde altın devrini yaşayan kaatı sanatı öylesine gözde bir sanat haline geliyor ki, padişahlar tarafından özel olarak yaptırılan eserler, Avrupa'daki krallara hediye olarak gönderiliyor. Bugün Avrupa'nın önemli birçok müzesinde bu albümler özenle sergileniyor.
Osmanlı'nın son döneminde ve cumhuriyet yıllarında unutulan kaatı sanatı, Prof. Dr. Süheyl Ünver'in çabaları sonucu yeniden canlandı.


TBMM'de uzun yıllar aralarında merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın da bulunduğu devlet büyüklerinin özel kalem müdürlüğünü yapan Dilek Erim'in hayatı Yıldız Sarayı Şale Köşkü'ne atanmasıyla değişti. Buradaki geleneksel sanatlar arasında yer alan hat, tezhip, minyatür, ebru ve kaatı sanatı ile tanışan Erim, artık unutulan kaatı sanatına aşık oldu.
Dersleri Prof. Dr. Ünver'in kızı Dürdane Ünver veriyordu. Ancak, kısa bir süre sonra bürokrasi burada da ortaya çıktı. Öğretici belgesi yoktu. Bu noktada devreye giren Dilek Erim, TBMM'de uzun yıllar süren deneyimleri ve ilişkilerini kullanarak çözümü buldu. Belgeyi isteyen Milli Eğitim Bakanlığı, TBMM'de bakanlığın üzerinde bir kurum olduğuna göre buradan alınacak belge iş görecekti. Uğraşıları sonucu bunu başararak eğitimin devamını sağladı. 7 yıl boyunda TBMM Genel Sekreterliği Milli Saraylar Dairesi Başkanlığı, Geleneksel Türk Sanatları Eğitim Merkezi kaatı sanatı ve diğer geleneksel sanatları öğrendi.


Dilek Erim, emekli olunca da yerleştiği Bursa'ya kaatı sanatını taşıdı. Nilüfer'deki Konak Kültür Merkezi'nde sergi ile başlayan yolculuk, Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in gösterdiği ilgi sayesinde kursa dönüştü. Ardından Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nden Prof. Dr. Şermin Külahoğlu ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Müfit Parlak'ın ilgisiyle üniversiteye taşındı. Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay'ın verdiği destekle bugün bütün üniversite öğrencilerinin alabileceği üstelik kredisi yüksek seçmeli ders haline geldi.
Uludağ Üniversitesi'nde bu sanatı gelecek nesillere taşıyacak öğrenciler yetiştiren Dilek Erim'le hem kişisel yolculuğunu hem de kaatı sanatını konuştuk.

Kaatı ile nasıl tanıştınız?
TBMM'ye bağlı Yıldız Şale Köşkü'nde yöneticiydim. Derslere girmeye çekindim. Hoca, 'neden derslere katılmı-yorsunuz' diye sordu. O bana sorduğunda dünyaları bana verdi. Böylece başladım ve aşık oldum. Ebru hocamız Hikmet bey de 'hep camdan seyrediyorsun niye sınıfa gelmi-yorsun' diye sordu Kendi önlüğünü bana giydirerek ilk ebruyu yaptırmıştı. Bunlar benim için çok önemli. Semih İrteş hocamız vardı. Kalemişi yapı-yordu. Onu öyle sevgi ve saygıyla anıyorum ki bana da yaptırmıştı. Kaatının nostaljisi beni çok etkiledi. 14'üncü 15'inci yüzyılda dünyanın en ünlü müzelerinde kütüphanelerinde eserler var gidip onları görüyorsunuz. Bizim kendi sanatımız ve bizim haberimiz yok. Bunun için asıldım ve bu hale gelmesini sağladım.

Bu yolculukta birçok zorlukla karşılaştınız sanırım.
Eğer o dönemde karşılaştığımız sıkıntılara arkamı dönseydim yine bilinmeyen bir sanat olarak kalacaktı.' Dürdane Ünver hanım bu sanatı, bu dersi veremez' dediler. Çünkü icazeti yok. Dersi verebilirlik belgesi yok. Resmi belge sertifika yok bir şey yok. Milli eğitime gittiğimde bana dediler ki 'Dilek Hanım sen uğraştın bu dersi kabul ettirdin de dersi kim verecek?' 'Bu hoca verecek' deyince 'onun belgesi nerede?' diye sordular. Sabaha kadar uyumadım. Nasıl olur? İki yıldır veriyor. Meclis Milli Eğitim'in üzerinde Meclis Başkan'ından görevlendirme kağıdı alırsam vermek zorundalar. 'Böyle bir kağıt gelirse bu hoca burada ders verebilir' dediler. Belgeyi aldım ve hoca ondan sonra ders verdi. Benim bu uğraşımdan sonra herkes sertifika almaya başladı. İlk sertifika alanlardan biriyim. İki grup vardı. Ben iki grupla da birlikte derslere giriyordum. Düşünsenize 7 yıl boyunca bu devam etti. Hem sabah hem öğleden sonra dersleri takip ettiğim için 14 yıl eğitim almış gibi oldum.

Bursa macerası nasıl başladı?
Bursa'ya yerleştikten sonra Konak Kültür Merkezi'nde sergi açtım. Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in gösterdiği ilgi sayesinde kurslar açtık ve çok sayıda öğrenci yetiştirdik.
Prof. Dr. Şermin Külahoğlu ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Müfit Parlak'ın gösterdiği ilgi sayesinde Uludağ Üniversitesi'ne taşındı. Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay'a minnettarım. Çünkü seçmeli olan dersin kredisini artırarak, ilgi çekici hale getirdi. Çocuk bir iki dönem alıyor sonra vazgeçmiyor 3-4'üncü döneme geliyor. Daha ileri boyutta çalışarak, bayağı bir yol katediyor. Geleneksel sanatlar bölümü olan bir üniversite kaatı hocalığı yapacak düzeye ulaşıyor. Rektör Ulcay, geçen yıl sergimize geldi iki buçuk saat dolaştı. Bayıldı çok mutlu oldu çocukların hepsiyle tek tek ilgilendi ve bizim emeğimize o kadar saygı gösterdi ki dersin kredisini artırdı.
l Gelecek emin ellerde mi?


Zaten geleneksel sanatlar bölümünde kaatı hocaları yok. Şimdi el veren çocuklar var. Ben de sonuna kadar arkalarında duracağım ve onları kaatı hocası olarak birçok yere yerleştireceğim.
Gelecek vaat eden 10'a yakın öğrencim var. Ben bir faniyim. Bunu her zaman söylüyorum. Bütün püf noktalarına kadar öğretiyorum. Bütün arşivimi onlarla paylaşıyorum. Bir tasarım nasıl yapılır. En önemli boyutu bu. Bunları anlatıyorum ve hiçbir eseri kopyalamamalarını etik olarak onlara anlatıyorum.

Kaatı dışarıdan nasıl görülüyor?
Günümüzde kaatıyı bu kadar popüler hale getirdikten sonra eline uhu alıp bir şey yapıştıran kaatı yapıyorum diyor. Değil, yapılan eserlerin hepsi koleksiyon değeri taşıyor. Bunların hepsi bir gün gelip açık arttırmalarda satılacak değerde. Eser tek yapılır. Ne yazık ki sergilerde fotoğraf çekerek bunu yaparım diyen arkadaşlar var. Bu etik değil. Çünkü yapılan eserlerin hepsinin Kültür Bakanlığı'ndan telif hakları alınıyor ve koleksiyonerler size güvenerek bu eserleri alı-yorlar. Siz telif hakkı alınmış bir eseri tekrar nasıl çalışırsınız. Bu olmaz etik değil.



Sanatı gelecek nesillere devam etirecek mi?
Bu yol açıldı. Artık ilerleyecek. Akademiye girdikten sonra biz değil eğitim gören çocuklar götürecek. Onların önünü açmalıyız. Geleneksel sanatlar bölümünü rektörümüzün katkılarıyla açabilirsek bir de en çok istediğim biz eserlerimizi demirbaş numarasıyla üniversiteye kaydedelim. Cumhuriyet döneminde kayıt altına alınan eser yok. Bakın Hollanda Leden Üniversitesi'nin kütüphanesinde kayıtlı vazoları çalışıyoruz. Bizim vazolar hediye gitmiş. Neden Uludağ Üniversitesi kütüphanesinde kayıtlı eserler olmasın. Türkiye'de ilk kez 2013-2014'te Uludağ Üniversitesi'nde bunun dersi verildi. Bundan önce hiçbir üniversi-tede kaatı dersi yok. Kaatı sanatını bilen yok ki dersi olsun.
Bunların bilinmesini gerçekten istiyorum. Ben yaşayan canlı bu işi yapmış biri olarak ilk ağız ilk nefes. Bunların kayıt altına alınmasını istiyorum. Bu çabalar olmazsa cumhuriyet dönemi eksik kalacak.