Namık GÖZ

Namık GÖZ

namikgoz@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Obez Bursa'nın diyete ihtiyacı var
05 Mart 2018 Pazartesi, 07:57

O bir Bursa sevdalısı. Bulgaristan'dan göç etmiş bir ailenin çocuğu. Bursa'nın en güzel mahallelerinden biri olan Hisar Ortapazar'da geçmiş çocukluğu. Geniş bir ailede, mahalle kültürünü alarak büyümüş. Mahalle okuluna gitmek için Bursa'nın en güzel camilerinden biri olan Şehadet Camisi'nin avlusundan geçmiş. Okulun penceresinden baktığında da bu şehri 700 yıl önce fetheden ve koca bir imparatorluk kuran Osman Gazi ve Orhan Gazi türbelerini görürmüş.
Ardından ortaokul ve lise eğitimi. Bu kez dünyanın en güzel kenti, yani şehri İstanbul... Haliç'i ve tarihi yarımadayı gören İstanbul Erkek Lisesi, ardından muhteşem bir neoklasik yapı olan İstanbul Teknik Üniversitesi'nde mimarlık eğitimi.
Mithat Kırayoğlu'nun Bursa aşkı hiç bitmemiş. Tıpkı Konstantinos Kavafis'in 'Şehir' şiirindeki şu dizilerde anlattığı gibi şehir arkasından gelmiş...
'Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
Aynı mahallede kocayacaksın;
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.'

Dönüş sonrası sevdiği şehirde mimarlık günleri başlar, ardından lise yıllarında başlayan siyasete olan ilgisi yeniden depreşir. O günden beri hem Bursa'nın kültür mirasının korunması için tüm çalışmalarda yer alır. Çekül Vakfı'nın da kuruluşundan beri başkan yardımcılığını yürütür. Hayatı üçe bölür. Bir yandan doğa ve çevre koruma, diğer yandan siyaset ve son olarak da geçimini sağlamak için eğitimini gördüğü mimarlık...
Belediye başkanları değişse de hangi partide olursa olsun, akil adamdır ve hep görüşüne önem verilir. O da yerel yöneticileri desteği Bursa için vermiş.
Bursa'daki birçok eserde imzası bulunan Kırayoğlu ile kenti, mevcut durumu ve çözüm önerilerini konuştuk. Kırayoğlu, söyleşiye akademik nitelikli bir sunuşla başladı. Keşke imkan olsa da bu sunumun tamamını sayfalarımıza taşıyabilseydim. Konunun özünü yitirmeden sizler için özetlemeye çalıştım.

Osmanlı ile birlikte şehir kültürünün oluştuğu Bursa nasıl bir kent?

Bursa'nın ona en çok yakışan vasfı tarihi bir şehir olması. Ülkemiz uygarlık beşiği olduğu için çok tarihi şehir var. Ancak Bursa'yı biricik ve müstesna şehir haline getiren son büyük imparatorluğun doğduğu, geliştiği ve kimliğini ifade ettiği bir kent olması.
Osman Gazi, kuşatma kalelerimizin bulunduğu Umurbey'den Bursa'ya bakıp 'Beni bu gümüşlü kümbete gömün' der. Bu aslında Ahmet Hamdi Tanpınar'ın tabiriyle Bursa'nın duygularla fethini ifade eder. Yine Tanpınar şöyle ifade eder; atalarımız, kendilerine zaferin ilk gülüşü saydıkları bu şehri o kadar sevdiler ki onu 150 yıl içinde tepeden tırnağa bir Osmanlı kenti haline getirdiler." Bu kenti Orhan Gazi, Murat Hüdavendigar ve Yıldırım Beyazıt kurmuş. Bunun farkında olmayan yerel yöneticiye ehliyet vermemek lazım. Onun yerinde duruyorsun böyle bir kentte. Bursa'yı Üsküp'te Bosna'da görürsünüz. Üsküplü Yahya Kemal derki Üsküp ki Şardağ'ında devamıdır Bursa'nın.

Cumhuriyet döneminde neler yapıldı?

1854 büyük depremi onun ardından çıkan büyük yangından sonra Keçecizade Fuat Paşa o yüzden Osmanlı'nın dibacesi yandı diye üzülür ve ağlar. Cumhuriyet Bursa'ya büyük bir sevgi ile bakmıştır. Yeni yapılan, Atatürk devrimlerinin bir parçası olarak yapılmıştır. Mesela Tayyare Kültür Merkezi, Çelik Palas, İş Bankası. Altında Emin Onat yapı Kredi Bankası. Vali Konağı. Sanatoryum binası. Cumhuriyet dönemi de çok önemli anıtsal yapılarla katkıda bulunmuştur. Bu güzel rüya gibi süreci geçirdiği deprem, yangın gibi felaketlere rağmen 1960 yıllarına kadar korumayı başarmıştır.

Kırılma ne zaman yaşandı?

Büyük kırılma ve dönüm noktası olarak anlatmak istiyorum. Bir büyük fırsat da kaçmıştır. 1958 yılında Bursa'da büyük yangın olur. O sırada İstanbul'da bulunan dünyaca ünlü mimar ve şehirci plancısı Luigi Piccinato, davet edilir. Piccinato, Bursa'ya hayran, hatta aşık oluyor. Onun yazdığı kitap var. Cumhuriyetin genç mimarları Bursa'ya yeni plan yapmışlar. Batı kentlerinden özenip büyük caddeler açmışlar. Piccinato'ya gösteriyorlar bizim planımız hazır diye. Bu çok kızıyor. Bunu yapan budala idiyot diyor. Bu bulvarı açarsanız muhteşem Yeşil Cami bu aksın ortasında bir konserve kutusu gibi kalır. Picinato planı yapılır. Ama sonrasında Bursa'nın yöneticileri de onun planını rafa kaldırırlar. Piccinato, bugün bizim görmemiz gerekeni o gün görmüş. Tarihi bölgeyi koruyor. Yeni yerleşim bölgesi olarak Çekirge'yi gösteriyor. Sanayi İzmit'te Balıkesir'de olmalı diyor. Sanayi gelmemeli diyor.
Büyümeyecek. Niteliksel değerlerini koruyup geliştirecek bir kent tasarlıyor. Bursa bu fırsatı kaçırıyor. Alkışlarla sanayi kenti ilan ediliyor. Sanayi ile birlikte yoğun göç başlıyor. Bursa'nın Bursalılar tarafından yıkıldığı dönemdir o.

Ve Bursa'nın sanayi ile birlikte nüfusu da hızla büyüyor.

Göç yılları. Bursa'nın 150 bin olan nüfusu. 50 yılda üç milyona çıkıyor. Sınırsız büyümede eskiden kutsal olan şeyler bir tarafa bırakılıp, büyüme betonlaşma yeni fabrikalar yapma, ovaya bina yapma yeni evler yapma sanki bir marifetmiş gibi görüldü .
1985 yılında tarih içinde Bursa adıyla bir etkinlik yaptık. Çekül Vakfı da işin içindeydi. Bursa'yı masaya yatırıp geleceğe yönelik bildirgeyle bitmişti. 'Kayıp-larımız büyük ama umutsuz olmamalıyız. Bu süreç içinde Bursa'yı elden kaçırdık ama Bursa zengin kenti oldu. Dolayısıyla bu zenginlikle Bursa'yı yeniden ele alarak yeniden güzelleştirme yolunu açabiliriz' Umutsuz, kızan köpüren değil de üzülen ama yeni bir ufuk açan mesajdı. O günlerden sonra bir şey olmadı diyemem Ekrem Barışık ile başlayan koruma hareketi Teoman Özalp, Erdem Saker Erdoğan Bilenser zamanında devam etti. Hikmet Şahin zamanında Merinos kurtarıldı. Recep Altepe zamanında çok yüksek derece devam etti. Hakkını teslim etmek gerekir. Kültür mirasının korunmasında ve ayağa kaldırılmasında Recep Altepe'nin yerel tarihine geçen önemli bir katkısı, gayreti, inancı vardır.

Yerel yöneticiler ve politikacıların etkisi nasıl gerçekleşti?

Büyüklük, yaygınlık, yükseklik. Ne yazık ki bu dönemin yerel yöneticileri hep böyle şeylere meraklı. Belediye Başkanı ağzını açtığında ben Ortadoğu ve Balkanlar'ın en büyük binasını yaptım demek istiyor. Hep niceliksel büyüklükle ilgili değerler. Şunu söylesen bu şehirde ben en güzel kültür merkezini yaptım. En güzel korumayı yaptım. Bunun sonucunda benim yaptığım tespit ortaya çıkıyor. Ben bu şehirlere obez şehirler diyorum. Çünkü bu hastalıklı bir durum. Bir insan için bunu gözümüzle görüp teşhis edip tedavi etmeye çalışırken bir kentin de niye böyle olduğunu görmüyoruz. Bursa şimdi obez bir kent ve önüne ne konulursa onu yiyor. Her şeye talip oluyor. Ben ileri teknoloji sanayi kenti bölgesini de ben yapayım, eski sanayi bölgesi ne olacak.b İlk yerli otomobil fabrikası Bursa'ya kurulsun. O da olsun bu da olsun.

Bu noktada ne yapacağız?

Bir kere en başta Bursa'nın obez bir kent olduğunu çok sevdiğim Bursa'yı üzmeyi göze alarak söylüyorum. Biraz sarsmak için ama teşhis doğrudur. Her teşhisten sonra nasıl tedavi gereki-yorsa bir kere obez doktora gittiğinde acı çeker. Yemeyeceksin denir. Yağlı, tuz, ekmek uzak duracaksın. Yediğinin onda birini yiyeceksin, spor yapacaksın. Daha stressiz bir hayat seçeceksin. Bursa'yı seviyorsa yerel yönetici, ben artık Bursa'nın daha fazla büyümesini istemiyorum demesi lazım. Biz büyümüş ama hastalıklı olan yerlerimizi iyi-leştirmeliyiz. Buraları ulaşılabilir.

Trafiği nasıl çözeceğiz?

Trafiği çözemezsin. Sen obezliğe devam edip Bursa'yı büyütürsen trafiği çözemezsin. Büyümenin en doğal sonucu sıkışan trafiktir. Trafik hiçbir zaman köprüler kavşaklar yaparak onları genişleterek çözülmez. En kaliteli arabanın içinde evine gidemeyen varlıklı insan oturmaktadır

TOKİ'nin Bursa'daki projeleri hakkında neler söyleyeceksiniz?

Üçüncü kuşak insan hakları var. Bunun içindeki önemli bir başlık da kentli hakları ve kent suçları. Bursa'yı koruma hakkımız var. Güzel bir şehir isteme hakkımız olduğu gibi bunları ihlale edenleri suçlama hakkımız da var. Yerel yöneticilerin kusurlarını biraz önce söyledik. Suçlu sanık sandalyesine oturtulacak kurum da TOKİ'dir. Kanıt mı istiyorsunuz Doğanbey Mahallesi'dir. Bursa'nın bağrına saplanan hançerdir diye ilk karşı çıkışı yapanlardan birisiyim. Bir kere çirkinliğini bir tarafa bırakırsak, Bursa'nın tarihsel mirasının üzerine düşürdüğü gölge yeter. Bu bir kent suçudur. Bu mu sadece? Hayır, Hamitler'de yaptığı Kestel'de yaptığı bütün binalar çirkin, boyutsuz ölçeksiz ve insanların konforlu ve mutlu yaşamasına imkan vermeyen fiziksel çevreler. TOKİ'nin açtığı bu yoldan Bursalı yeni türedi müteahhitler doludizgin gidiyorlar. Doğanbey benzeri örnekleri Bursa'nın her yerinde göreceğiz. Herkes yanlış diyor buna yeni Belediye Başkanımız da yanlış diyor. Ancak aynı hızla yapmaya devam ediyor. Bu ne yaman çelişkidir.

Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, uydu kent kurulmasını gündeme getirdi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Uydu kent sanayi devriminden sonra özellikle Avrupa kentlerinde ve İngiltere'de denenmiş bir şehircilik çözümü. Ancak, insanlar burada mutlu olmadığı için başarısız olmuş. Yeniden kente dönmüşler. Uydu kent vs fantastik ve ayağı yere basmayan projeleri katılımcı yöntemlerle tartışmadan ortaya atmayın. Bu ne demektir işaret edilen bir bölgede arsa fiyatlarının yükselmesi kent topraklarının çoğaltılması, tarım topraklarının kaybedilmesi yeşil Bursa'nın bir kere daha unutulması ve spekülatörlere yol açılması demektir. Böyle şeyler söylemek tehlikelidir.

Böylesine bir tablodan Bursa nasıl çıkış yolunu bulacak?

Ne olursa olsun Bursa hâlâ Türkiye'nin sayılı kentlerinden bir tanesi. Kimlikli bir kent. UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girmeyi başarmış. Bu kentin daha fazla bu yanlışları sürdürmemesi gerekiyor. Bursa'nın sınırsız sorumsuz rastgele ortaya çıkan her fırsatın üze-rine atlayan iştahlı ve arsız kent profilinin dışına çıkması lazım. Onun yerine tarih kenti, turizm kentiyim, Uludağ ve deniz var. İznik var. Bu kadar kimlikle önemli bir kentin daha seçici davranarak birtakım avantaj ve yüklerin komşumuz olan illere dağıtılması gerikir. Böyle bir bilinç bekliyorum ben.
En tepedeki yöneticiden yerel yöneticiye kadar yanlış yaptık diye itiraf ediyorlar. Ama bu iki süreç arka arkaya yaşanmasına rağmen inşaatlar devam ediyor. Demek ki ihanet devam ediyor. Bursa'da yapılacak şehircilik ve yerel yönetim açısından yapılacak şeyler var. Bir gerçek kentsel dönüşüm. Yani rantsal dönüşüm değil.
Mudanya ve Gemlik, Bursa'nın denize açılan kapısıdır. Kestel, Gürsu, Gemlik, Mudanya gibi Bursa ile bütünleşen bu kent parçalarını yanlış gelişmiş, kaçak yapılaşmış, çirkinleştirilmiş bölümlerini tıraşlayarak bazılarını yeniden yaparak sağlıklaştırmak gerekiyor. İlçeler her şeye talip olmamalı. Kestel'in Gürsu'nun Gemlik'in görevi bu. Eğitim ve sağlık bölgesi Görükle Karacabey'e kadar gider. Yıldırım yeniden yapılması gereken yer. Geçmişte yapılan yanlışı yeni bir yanlışla ikame ediyoruz. Bütün bunlar Bursa'ya doğru bakamamaktan.