Namık GÖZ

Namık GÖZ

namikgoz@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Sizin düğün belgeseliniz yok mu?
02 Ekim 2017 Pazartesi, 07:38

İnsan hayatındaki güzel anlardan biri olan 'düğün fotoğrafları' vazgeçilmezler arasında. Eskiden damat, düğün öncesi kuaförden gelini alır ve fotoğraf stüdyosunun yolunu tutardı. Dijital gelişme ile birlikte 'klasik anlamda düğün fotoğrafları öldü' derken bir anda düğün belgeseli kavramı ortaya çıktı ve kısa zamanda bir sektör haline geldi. Sadece Türkiye'de değil dünyanın dört bir yanında da yaygınlaştı. Çekimlerin hepsi adeta konulu film kıvamına ulaştı.

Fotoğraf; 'an'ı ölümsüz kılmanın en güzel yöntemi. İnsanoğlunun gördüklerini veya yaşadıklarını aktarma merakı günümüzden 30 bin yıl öncesinde mağara resimleriyle başladı. Ardından bu merak nedeniyle sanatın birçok alanı gelişti.
İcat edildiği ilk günden beri insanın karşısında kayıtsız kalamadığı büyülü dünyanın parçası olan fotoğrafın yüzyıllar süren kimyasal ve teknik çabalar sonucu 1826 yılında Nicéphore Niepce tarafından evinin penceresinden yakalamayı başardığı görüntüyle başlayan yolculuğu günümüze kadar ulaştı.
Gelişen teknoloji ile birlikte artık klasik anlamda karta basılan ve evlerde özenle albümlere yerleştirilen fotoğrafların yerini sosyal medya paylaşımları almaya başladı. Öyle ki bir haberleşme aracı olan telefonlar bile çektiği fotoğraf özellikleriyle pazarlanmaya sunuldu.
Artık telefonlar görüşme süresiyle değil de çektiği fotoğrafların özellikleriyle anılmaya başlandı.
İnsan hayatındaki güzel anlardan biri olan 'düğün fotoğrafları' da vazgeçilmezler arasında. Eskiden damat düğün öncesi kuaförden gelini alır ve fotoğraf stüdyosunun yolunu tutardı.
Genç çift artık fotoğrafçının ellerindeydi. Titiz birine rastladıysanız yandınız, oraya bak, buraya dön gibi komutlarla kan ter içinde kalırdınız.
Dijital gelişme ile birlikte 'klasik anlamda düğün fotoğrafları öldü' derken bir anda düğün belgeseli kavramı ortaya çıktı ve kısa zamanda bir sektör haline geldi. Sadece Türkiye'de değil dünyanın dört bir yanında da yaygınlaştı.
Mekanlar da bütçelere göre seçilmeye başlandı. Bursa'da Botanik Park'la başlayan Mudanya sahili ve Cumalıkızık ile devam eden çekim mekanları hızla tüketilince, kent ve ülke sınırları aşılmaya başlandı Dünyanın en ilgi çekici mekanları da düğün belgeselcilerinin platoları haline geldi.
Serenay Lökçetin de Bursalı bir fotoğrafçı, daha doğrusu düğün belgeselcisi. O da kent ve ülke sınırlarını aşanlardan... Isparta'daki lavanta tarlalarından, Rodos'a, Roma'dan eski doğu bloku ülkelerinin başkentlerine kadar bir- çok mekanda düğün belgeseli çekiyor.
Sereray'la hem kendi öyküsünü, hem de düğün belgeselciliğini konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz?


1987 Bursa doğumluyum. 2 sene önce evlenip Antalya'ya taşındım. Ancak hâlâ iş sebebiyle yaz aylarımı çoğunlukla Bursa ve İstanbul'da geçiriyorum. 2008 yılında Uludağ Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldum. Bölümü sevmediğim için mezun olur olmaz başka arayışlara girdim. İstanbul'da Pera Güzel Sanatlar Meslek Okulu'nda iç mimari ve dekorasyon kursuna başladım. İki sene özel sektörde çalıştıktan sonra 2011 yılında fotoğraf serüvenim hobi olmaktan çıktı. Şimdi Türkiye ve Avrupa'da belgesel düğün fotoğrafçılığı yapıyorum.

İktisat eğitimi almanıza rağmen fotoğraf sanatını meslek edinmişsiniz. İlgi nasıl başladı?
Fotoğrafla ilk tanışmam UFAT (Uludağ Üniversitesi Fotoğraf Amatörleri Topluluğu) sayesinde oldu. Analog makineyi, karanlık odayı burada tanıdım. Ve teknik eğitimlerimi burada tamamladım. Daha sonra biriktirdiğim ilk parayla ikinci el dijital makine satın aldım. İç mimari ve dekorasyon kursu boyunca İstanbul ve yurtdışında sürekli fotoğraf çektim. Bu süreçte Bursa'da çok sevdiğim fotoğrafçı bir arkadaşım Demet Argun'un işlerini severek takip etmeye başladım. Onunla yaptığımız sohbetler, paylaşımlarımız ilgimi düğün fotoğrafçılığına yöneltti. 6 senedir bu mesleğin içindeyim ve severek yapmaya devam ediyorum.

Dijital gelişmelerle birlikte 'klasik anlamda düğün fotoğrafları öldü' derken düğün belgeseli kavramı ortaya çıktı ve kısa zamanda bir sektör haline geldi. Sadece Türkiye'de değil dünyanın dört bir yanında da yaygınlaştı. Düğün belgeseli nasıl hazırlanıyor. Aşamaları hakkında bilgi verir misiniz?
Belgesel düğün fotoğrafçılığı ile ilgili en güzel şey, insanların en mutlu günlerine yakından şahit olmak ve bunu belgeleyebilmek. 'Duyguyu aktarmak' bence bu işin en önemli noktası. Çiftin gününü dışarıdan izleyen üçüncü göz olmanız lazım. Bunun için de sadece fotoğrafı güzel çekiyor olmak yeterli değil. Perde arkasında olması gereken birçok aşama var. İlk başta çiftleri önceden tanıyor olmak benim için çok önemli. Şehir dışı çekimlerimde bile sadece tanışmak için çiftlerimi ziyaret ettiğim oluyor. An fotoğrafları çok mühim. Örneğin ben en çok gelin alma çekimlerinde yorulurum. Fotoğrafçı olarak hiçbir anı kaçırma lüksüm yok.

İnsanlar son yıllarda teknoloji gelişmesine rağmen özel günlerinde farklı bir bakış ve sunuşla fotoğraf arayışına girdi. Bu neden kaynaklanıyor?
Her zaman düğün fotoğrafçılığının sadece fotoğraf çekmek olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Bu işi meslek olarak benimsemek ve yapmak çok başka bir sorumluluk. Gelin arabasını ne zaman fotoğraflayacağını bilmek, programda oluşabilecek ertelemeleri hesap ederek günü planlamak, gelin alma sırasında ne zaman nerede olmak gerektiğini bilmek ve böylece en duygusal anların fotoğrafını çekebilmek bile meslekle ilgili olmayan bir fotoğrafçının bilemeyeceği detaylardır.


Eskiden fotoğraf çektirme konusunda kararları aileler alırdı. Günümüzde bu kararı gençler alıyor. Bu yüzden daha dinamik ve farklı fotoğraflar arıyorlar. Uzunca süreler yapılan hazırlıklar sonucunda o gün gelip çatıyor ve geriye sadece fotoğraflar kalıyor. Belki de bir gelin ayakkabısı için aylarca geziyor, yalnızca bir gün giyiyor ve ayakkabılarının güzel bir fotoğrafı yoksa geriye başka bir şey kalmıyor. Bunun farkındalığında olanlar fotoğraf ve fotoğrafçı konusunda oldukça titiz davranıyor. Çünkü, aslında en önemli adımın fotoğraf olduğunu biliyorlar.

Bu güne kadar Türkiye içinde ve ülke dışında çekim yaptığınız ilginç mekanlar neresi?
Her geçen gün dünya daha da küçülüyor gerçekten. Gidilemeyen yer kalmadı artık. Cesareti ve sabrı olan, farklılık arayan çiftler farklı ülkelerde çekim yaptırmak istiyor. Tabii ki bu durum ben dahil tüm fotoğrafçıları heyecanlandırıyor. Türkiye içinde farklı mekanlar kolay kolay saklanmıyor. Hemen popüler hale geliyor ve çabuk tüketiyoruz. O yüzden herhangi bir yer için "ilk defa ben çektim. Ben keşfettim" demek doğru olmaz. Doğa harikası birçok yer var Türkiye'de. Kendi adıma konuşacak olursam; Isparta'daki lavanta tarlaları ve Halfeti'de yaptığım çekimler beni çok heyecanlandırmıştı. Avrupa'nın tarihi şehirleri çok iyi korunduğundan çoğu yerde çekim yapmak oldukça kolay. Çevrenin, manzaranın size sunduğu düzen ve güzellik fotoğraflara da yansıyor elbette.

Kendi sektörünüzle ilgili dünyada da ilginç düğün belgeselleri vardır sanırım. Takip ettiğiniz için soruyorum. bugüne kadar karşılaştığınız en ilginç çekim nerede yapıldı?
Konu belgesel fotoğrafçılık olunca, kültürel yerlerde yapılan çekimler ilgimi çekiyor. Örneğin Hindistan'da yapılan geleneksel bir düğünde olmak isterdim. Veya Meksika'da. Peru'da. Kısacası geleneklerini sürdüren herhangi bir ülkede yapılan çekimleri ilginç buluyorum ve umuyorum bir gün böyle bir çekimde bulunurum.

Bir de işin maliyeti var sanırım. Duyduğuma göre düğün fiyatına çekim maliyetleri varmış. Çünkü Rodos ya da Roma veya Uzakdoğu'daki mekanlar tercih edildiğinde rakamlar yükseliyor.
Sektörün içinde olan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, düğün gününüze dair en kalıcı olan şey fotoğraf ve video oluyor. Bir günlüğüne yapılan tüm yüklü harcamaları iyi gösteren fotoğraflarınız olmazsa her şeyi çöpe atmış olursunuz. Bu noktada her şey karşılıklı işliyor. İyi bir gelinlik, doğru saç makyaj, güzel bir mekan ve organizasyon olmalı ki, fotoğraflarınız güzel olsun.