Bursa Hakimiyet

ABD emperyalizmi ve lobi faaliyetleri

ABD’nin dünya sahnesine aktif olarak damgasını vurduğu tarih, 1898’dir. 1776 tarihinde, İngilizler yönetimini‘gelişme’ önünde ayak bağı olarak değerlendiren Amerikalılar, yeni bir devletin temelini atarlar.
‘Devrimci’ Amerika’nın 1789 Fransız devrimine takındığı kayıtsızlık ve düşmanca tavır, bağımsızlıklarını kazanmada en önemli faktör olan Fransa’ya ödedikleri iyi bir diyet borcu(!) örneğidir. 1812’de, Avrupa devletlerine karşı ilk emperyalist tecrübeyi yaşayan bu ‘genç’ devlet, Atlantik Okyanusu’nun henüz İngiliz, Fransız ve İspanyol güçleri tarafından kontrol altında tutulduğunu ve ‘eski’ Avrupa’ya henüz diş geçiremeyeceğini, ağır bir bedel ödemek kaydıyla geç de olsa anlar. Bu olumsuz tecrübeden sonra, Atlantik Okyanusu’na sırtını çeviren ‘yeni’ devlet, gözünü batıya döner.
‘Eski’ Avrupa’ya karşı gücünü kullanamayan ABD, ‘mazlum’’zayıf’ve ‘savunmasız’ yerlilere karşı acımasızca saldırır ve topraklarını tekrar işgal eder. Amerikalı şair Henry David Threau(1817-1862) “yürüyüş” şiirinde kullandığı;”Avrupa’ya doğru değil, Batı’ya doğru yürümeliyim. Doğu’dan tarihi, sanatı ve edebiyatı almalıyım, ancak Batı’ya gelecek için, ticaret için ve yeni maceralar için yürümeliyim.” Dizeleri, ABD’nin var olabilmesi için Batı’ya yönelmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Hiçbir hukuk kuralı tanımadan Orta ve Batı Amerika coğrafyasına saldıran ABD, en kazançlı yağmayı 1848 tarihinde Meksika’dan talan ettiği ve Türkiye’nin en az 5 katı büyüklüğündeki toprakları devletine katarak sağlar. Bu ‘zaferle’ Pasifik Okyanusu’na ulaşan ABD, bu koca coğrafyanın nimetleriyle yetinmez ve kendisini ‘kafeste esir alınmış bir kaplan’ gibi hisseder.
20. yüzyılın başlarında Texas Üniversitesinde tarih profesörü olarak görev yapan Walter Presscaott Webb, ABD’ nin Pasifik sınırına ulaşmayla gelişimini tamamladığını ve batı medeniyetinin istisnai bir durumla karşı karşıya kaldığını belirtmiştir. 
Webb,”ABD cesaretle, talan edilecek yeni toprakların kalmadığını teslim etmeli ve enerjisini iç sorunların çözümü için harcaması gerektiğini anlamalıdır” der. Lakin Amerikan baronları hemfikir değildir. Doğu Atlantik’ten batı Pasifik Okyanusu’na kadar muazzam bir coğrafyayı kontrol eden holdingler, gözlerini daha uzak diyarlara, Karabik denizindeki ve Güneydoğu Asya bölgelerinde yer alan stratejik İspanyol sömürgelerine diker.
İspanya devleti ile sorunlu ilişkiler yaşamayan ABD’nin, savaşını ve yeni istilalarını haklı çıkaracak ‘gerekçeler’ ihtiyacı vardır. ABD kamuoyu artık yorgundur ve yeni maceralara pek hevesli değildir. İşte örgütlü ‘lobicilik’çalışmaları böyle bir ortamda önem kazanır.