Bursa Hakimiyet

Avrupa’da ulusal fikir

1815’ten 1848’e kadar restore edilen Maternich düzeni devrimci mücadeleyi bastırdığı halde, bu düzen daha önce ortaya konulan taleplerin bazılarını uzlaştırmak zorundaydı ve ılımlı anayasalar çoğu devlete verildi. Devrim sonrası milliyetçilik Metternich’in yeniden kurulmuş düzenine tehdit oluşturdu.
1789 ve 1848 arasındaki cumhuriyetçilik şeklindeki milliyetçilik, genel olarak liberalizmi ve eski düzene düşmanlığı destekliyordu. Fakat hiçbir şey milliyetçilik çağının geldiği gerçeğini değiştiremezdi ve bundan dolayı Avrupa fikri ulusal fikirlerin gelişmesine bağlı olarak parçalanmıştı.
1848’den itibaren liberal, ya da cumhuriyetçi milliyetçilik restore edilmiş, eski düzene karşı başarılı bir devrimi gerçekleştirmeyi başaramayınca, milliyetçilik, orijinal cumhuriyetçi, fikirle daha az ilgilenir hale geldi. 1848’den itibaren milliyetçilik daha önceki devrimci şeklini gözetti ve kapitalizmin bir aracı haline geldi. Çoğu devletin kendi anayasalarını kabul etmelerinden sonra, reaksiyoner muhafazakarlık ve onunla uzlaşmış olan liberalizm, birleşerek modern muhafazakarlığın doğmasına yol açtılar.
1861’de İtalya’nın ve 1871’de Almanya’nın birleşmesinden sonra ulusal yurtseverlik formundaki milliyetçilik, kabul edilmiş ulus-devlet ideolojisi haline geldi ve artık özgürleştirici bir ideal olmaktan çıktı. 
Öte yandan, sonradan ortaya çıkan gelişmelerle milliyetçilik, aynı zamanda ayrılıkçı bir hareket haline de dönüştü. Bu hareket 1848 öncesi dönemde, 1830’da Yunanistan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılmasına yol açtı ve daha sonra, Berlin Antlaşması’ndan sonra 1878’de Romanya, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ’ın, 1905’te Norveç’in ve 1913’te Arnavutluk’un de facto olarak ortaya çıkmasına imkan tanıdı.
“Ulus” fikri Fransız İhtilali’nin orijinal nosyonundan doğdu, fakat zaman içerisinde kültürel bir kurgu haline dönüştü. 19. yüzyıl milliyetçileri, uygarlığın ulusal- tarihsel kültürlere dayandığına inanmaktaydılar: Avrupa’nın temeli ulus devletti. Yahudiler ulusal topluluktan dışlandılar; zira onlar ulussuz bir halk olarak algılanmaktaydılar.
Genel olarak Avrupa fikri bir ülkenin özel çıkarlarıyla doğrudan bağlantılıydı. İngiltere için Avrupa, Fransa’yla ve eski Germen kabileleriyle doğrudan ilgiliydi. Rusya başka şeylerin peşindeydi.
Büyük Petro şöyle diyordu:” Önümüzdeki birkaç on yıl için Avrupa’ya ihtiyacımız var, daha sonra ona sırtımızı döneceğiz.”