Bursa Hakimiyet

Avrupa’nın Doğu icadı

Avrupa kendini tanımlamak için, kendi kimliğini inşa edebilmiş bir Öteki’ne ihtiyaç duymuştur. Eğer öteki yoksa, icat edilmeliydi. 1900 ve 1900 yılları arasında Yakın Doğu üzerine 60.000 kitap yazıldı. Zira sömürgecilik çağı, aynı zamanda, kültürel ve bilimsel bir moda olarak seyahat literatürü ve oryan talizm çağıdır.
Batı, kendi terimleriyle tanımladığı Doğu üzerinde entelektüel üstünlük ve ekonomik denetim kurmaya çalışmış ve Doğu da kendisini, Batı’nın aynasında algılamaya zorlanmıştır. Yani Doğu’nun kimliği, fetih ve sömürü amacıyla, sömürgeci güçler tarafından empoze edildi ve gerçekten, Batı’da geçmişe yönelik bir kimlik inşası amacıyla kullanıldı: Avrupa’nın kendi içindeki gerilimler ve bölünmeler Avrupa’yı, kendi kimliğini üstün bir uygarlıkta aramaya ve zıtlık yaratan bir “Öteki”yi itham etmeye teşvik etti.
Kur’an 1143’te Latinceye tercüme edilince Batı toplumu İslam’a aşina oldu ama tercümesi yapılan bu Kur’an, Hıristiyan zihniyetinin önyargılarıyla deforme edilmişti.(Southern) Daniel’in kitabında İslam geleceği bildirilen Deccal’ın bir ön hazırlığı ve Muhammed de İsa’nın kötü bir taklidi olarak görüldü. Papa III. Innocent, Muhammed’i Vahyin Kötüleyicisi olarak karakterize etti. Ortaçağ boyunca İslam’a yönelen Batılı karşı- ataklara meşruiyet kazandıran işte bu hayaletti. Kötü kabilelerin ikametinden oluşan barbar Müslüman dünya fikri Ortaçağ literatüründe baskın temayı oluşturmaktaydı. Ortaçağ İngiltere’si tükenmez bir gayretle Doğu mitini besliyordu. Ortaçağın damak tadını olağandışı “canavar ırklar” efsane ve hikayeleri oluşturdu.( Freidman)
Rönesans oryantal despotizm nosyonunun icadıyla Doğu’ya bir karşılık verdi.(Chobot) Dante’ye  göre Muhammed, İsa’nın kötü bir karşıtıydı ve cehennemin dibine indirilmişti. Doğu, sadece despotik ve kötü olarak değil, aynı zamanda zalim olarak sembolleştiriliyordu. Doğu’nun despotizmiyle Batı’nın özgürleştirici ruhunu karşılaştıran Machiavelli’in örneğinde bu durum oldukça açıktır. Batı’da pek çok cumhuriyet ve sayısız kral mevcutken, Doğu despotik krallarla karakterize ediliyor.(Curio)
Batılı cumhuriyetçilik geleneğinin, ağırlıkla, meşruiyet kazanmak için despotik oryantal prens fikrine bağlı olduğu savunuluyordu.(Sprigborg) Mutlak monarşi cumhuriyetçi unsurlarca, Asya tipi esaret olarak tanımlandı ve bundan dolayı kökenleri Atinalı polis devleti ve Roma Cumhuriyeti’nde yatan otantik Batı’lı geleneğe karşı olarka tasvir edildi. Bu yolla Avrupa kimliği, Doğu- Batı antitezi üzerinde kuruldu.