Bursa Hakimiyet

Avrupa’nın merkezci zihni

İdeolojilerin, ekonomik ve siyasal sistemler ile kültürlerin giderek birbirini etkilediği çoğulcu bir dünyada yaşıyoruz.
İçinde yaşadığımız dünya, genellikle iklim kuşakları ve coğrafi bölgelerle tanımlanır. Merkeze de, her nasılsa, Avrupa yerleştirilir. Uzakdoğu, Ortadoğu, Güneydoğu Asya vb. sınıflandırmalar, Londra, ve Paris’i dünyanın merkezinde kabul ederken, Kahire’yi, Ortadoğu’ya Kuala Lumpur’u da Güneydoğu Asya’ya yerleştirir.
Yine, dünyadaki zaman kuşaklarını ayırmak için çizilen hayali çizgilerde, dünya haritası üzerinde Greenwich merkeze alınır. Bu Avrupa merkezcilik, kendisini sadece dünyanın fiziki haritasının çiziminde göstermez. Entelektüel ve kültürel seviyede de insanlığın bütün mirası aynı ölçülere göre anlaşılmış tasnif edilmiş ve aktarılmıştır. Bu zihni tasnifi ifade etmek için Batı felsefesi, Doğu kültürü, Doğu değerleri vb. terimler kullanırız.
 Avrupa merkezci zihin, bir adım daha ileri giderek diğer kültür ve din felsefecilerini az gelişmiş ve gerici olarak görür. Afrika ve Asya halklarını, bu halkların dinlerini ve kültürlerini “ilkel” ve “ barbar” olarak tasnif eder. Bu ayırımcılığın temelinde Avrupa’nın Asya ve Afrika üzerinde kurduğu uzun sömürü düzeni yatmaktadır.
Avrupa uluslarının, kendi dışındaki kültür ve dinleri az gelişmiş ve gerici olarak niteleyip dışlamalarının bir diğer önemli sebebi de, Avrupalıların kendilerini siyasal ve ekonomik açıdan lider ve erişilmez görmeleridir. Kültürlerin ve yaşam tarzlarının doğasında var olan çoğulculuk dahi Avrupa’nın zihnindeki dışlayıcı yaklaşımı değiştirmemiştir.
 Batı diğer kültürleri adeta uzaylılar gibi görmekte ve onlara şüpheyle yaklaşılması gerektiği uyarısında bulunmaktadır. Bu yaklaşım felaket senaryolarına yol açmakta ve gelecekte medeniyetler arası çatışma olacağı fikri, neredeyse bir inanç esası gibi kabul görmektedir.
Dinden, gelenekten ve geleneksel değerlerden kurtulduğuna inanan modern ve post- modern kafa, Batı’da dini bir uyanışın- özellikle de sahih, tutarlı ve uygulanabilir bir İslami uyanışın olabileceğini kabul etmekte de güçlük çekiyor. 
Bu sebeple İslami değerlerin ihyasını ve yeniden hayata kazandırılmasını hedefleyen küresel hareketi , hayata ve topluma İslami bir bakış açısı kazandırma girişimlerini, Kur’an ve sünnetin otoritesini tasdik etme, takva, adalet ve kardeşlik gibi İslami prensipleri  içeren siyasi ve hukuki sistem arayışlarını, “ çağdaş medeniyete” ve kültüre ciddi bir tehdit olarak görüyor.
Devam edecek.